Yolun sonu görünüyor

Tarihin en eski çağlarından bu yana insanoğlu en uzun gecenin sabahına iyimser duygularla uyanmak ister. Gece ile gündüzün eşitlendiği anlar, belki de umutlarımızın gerçekleşeceği yeni bir eşikten geçileceği inancını körükler hepimizde.

Türkiye bu sabaha nasıl uyandı sizce?

Resmi görüşe göre; ekonomide dünyayı kıskandıracak başarıları sağlamış, bilim ve teknolojide kendi otomobilini üretecek kadar ileri gitmiş, bölgede barış ve istikrarın simgesi, demokrasi kriterleri açısından örnek gösterilen, dünyanın buluşma noktası büyük bir havalimanına sahip, iki denizi birleştirecek kanalı açarak yeni bir çağı başlatacak bir ülkenin yurttaşları olarak mı?

Biraz üstlerine gidince geri adım atan, dış güçler tarafından sürekli engellenen ama içeride gücünü koruyan, onlara göre kıskanılan bir iktidarın tebası olarak mı?

Henüz fabrikası belli olmayan, yerli ve milli -ama ustalıkla gizlenen-, kendi otomobilini üreteceği umuduyla oyalanan bir ülkede, bu sorulara verilecek yanıtları kestirmek pek güç değil.

Başarısızlıklarını –artık- kendi tabanından dahi gizlemekte zorlanan, sürekli yakınarak, hedef gösterdiği dış güçlerden sağladığı örtülü desteğin sona erdiğini, altlarındaki zeminin kaydığını fark eden iktidarın, son bir umutla yeniden dini referanslara sarılması ne kadar yarar getirecek birlikte göreceğiz.

HDP’li seçilmiş başkanların yerlerine kayyım atama sürecini, Urla’daki CHP’li başkanı görevden alarak sürdüren, belki bundan sonra yapılacak seçimlerden umudunu kesen AKP’nin, iç siyaseti algıyla yönetme taktiği –hakkını teslim edelim- başarılı.

İktidarın bu yöntemleri kamuoyunun yaklaşan büyük tehlikeyi sezinlemesini engelliyor. 

Suriye politikasındaki yanlışlıkların doğal sonucu olarak, İdlib’te sıkışan İhwancılar ile aralarında gizlenen IŞİD militanlarının, Hatay’a doğru kitleler halinde sınırlarımıza aktıkları, ülkeye son yıllarda bilinçli ve planlı olarak yerleştirilen, Sünni-Arap nüfus ile birlikte düşünüldüğünde, bu son göç dalgasının yakın gelecekte çok ağır sorunlara neden olacağını kestirmek hiç güç değil.

BOP adı verilen bölgedeki enerji ve su kaynakları ile geçiş koridorlarını, denizlerdeki egemenlik haklarını yeniden düzenleyen projenin, sonunda Türkiye’nin sınrılarında bir değişikliği zorlamayacağını kim öne sürebilir?

Üstelik diplomasinin genel geçerli kurallarını yok sayarak, müttefikler arasındaki ilişkilerin ahbap-çavuş anlayışıyla yönetilebileceğini sanan yaklaşım, ABD Kongresinde alınan ambargo kararıyla iflas etmişken, önümüzdeki günlerde iktidarı sürdürmek daha da güçleşeceğe benziyor.

Türkiye bölgenin bu paylaşılma sürecinde yeniden yapılanmak zorundadır. İçeride sağlanacak uzlaşıyla, Başkanlık sistemi adı verilen tanımlanması çok güç bu sistemin yerine, toplumdaki bütün kesimleri kapsayacak bir ortak paydada buluşularak, yeniden meclis sistemine dönülmesi her zamankinden daha zorunlu görünüyor.

Son dönemde bizde pek tartışılmasa da Doğu Akdeniz’de gündeme getirilen, denizlerdeki doğal kaynakları paylaşmaya yönelik harita taslakları, Kıbrıs’ın siyasal geleceğinin konuşulması ve bir son dakika haberi gibi heyecan uyandıran, Libya’ya asker gönderme kararı, Akdeniz’in yeniden ısınacağının belirtileri.

Türkiye; siyaseti pratikte ülke kaynaklarını sahiplenmek amacıyla ele geçirmek olarak değerlendiren bir iktidar ile ona benzeyerek, iktidara geleceğini varsayan bir muhalefet çizgisiyle bu büyük sorunla baş edeceğe benzemiyor.

Aslında yolun sonu göründü.. 

Hangi yöne gideceğimize birlikte karar vermeliyiz.

Bahattin Yücel Kimdir?

Bahattin Yücel 1949 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Turizm sektörünün her kademesinde 40 yılı aşkın hizmet verdi. TÜRSAB Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Sekreterliği (1978-1983), Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı (1983-1987), 3 dönem TBMM’de İstanbul Milletvekilliği (1989-1991),  19. ve 20. Dönem (1991-1999) Bayındırlık, İmar ve Turizm, Fail-i Meçhul Cinayetleri Araştırma ve Gazi Mahallesi Olaylarını soruşturan Özel Komisyonda üye olarak yer aldı. 54. T.C Hükümetinin Turizm Bakanlığı'nı üstlendi.