Yeni yıla girerken açılan bir dava

Her yılbaşı gecesi geleceğe dönük umutlanmamız için sanal bir başlangıç gibidir. Ölçmeye yarar ama zamanın akışını durdurmaz.

Türkiye 2020  yılına şimdiye kadar görülmedik biçimde, hemen her alanda işlerin iyiye gittiğine ilişkin umutların en aza indiği bir  düşünce ortamında girdi.

Parti devleti anlayışıyla değiştirilen rejimin etkisiyle, kamuda hiç bir kuruma güven duyulmayan, sınırları savaş alanıyla çevrili bir ülkede; umutların tümüyle tükenmeyişi ise hayli ilginç.

Petrol ve ticaret yollarını ele geçirme mücadelelerinin, inanç ve etnik kamuflajlarla genel kamuoyundan ustalıkla gizlendiği ama bir yandan kamu kaynaklarıyla belirlenmiş dar bir çevreye, astronomik ölçülerde kaynak aktarımının sürdüğü bu ülkede, her gün sürpriz bir gelişmeye uyanmak  sıradanlaştı.

En az güven duyulan kurumlar arasında sayılan yargıyı ele alalım. 

Kısa süre önce açılan bir dava gündemde hızla yükselmeye başladı.

ÖSYM’nin hazırladığı sınav sorularının sızdırıldığı ve bir cemaatin denetimine verilen bu kurumda, büyük haksızlıkların yapıldığı iddiaları günlerce kamuoyunu meşgul etmiş ve tepkilere yol açmıştı.

Daha sonra bu cemaat ile yollarını ayıran iktidar, o günlerde soruların çalındığını öne sürerek haklarını arayan öğrencileri, karşılarına kendi yandaşlarını çıkarmakla tehdit etmişti.

Yolların ayrılmasının ardından bir terör örgütü olduğu ilan edilen bu cemaatin, geçmişte hakları yenen öğrencilerin öne sürdükleri gibi, sınav sorularını çaldırarak yandaşlarına kolaylık sağladığı iddiasıyla dava açılması, önceki gelişmelere bakılırsa, biraz şaşırtıcı.

Açılan davanın iddianamesinde; soruların nasıl çalındıkları ve dağıtıldıkları en küçük ayrıntısına kadar anlatılıyor. 

Kuşkusuz bu konunun yargı aşamasına gelişi ve sanıkların somut delillerle suçlanmaları ve cezalandırılmaları olumlu bir gelişmedir. Konuya bu yönüyle bakılırsa, geleceğe dönük umutlanmak için önemli bir başlangıç da diyebilirsiniz.

Ama bu haksızlığı daha doğru bir deyişle hırsızlığı, basit görev ihmali ya da kayırmacılık saymak asla yeterli olamaz. 

Türkiye’de rejimi değiştiren kadroları yetiştirerek, kamu kurumlarına yerleştirmeyi amaçlayan bu olayı, devleti ele geçirme operasyonunun parçası olarak değerlendirmeden, bu suçu işleyenleri görev ihmali ya da kayırmacılıkla suçlamak, yapılacak yanlışlıkların en büyüğü olur. 

Üstelik uyarıları sürekli göz ardı eden, bu örgütlü sahteciliği görmezden gelerek, o cemaati kollayan dönemin hükümetini sorumlu tutmadan, yapılacak bütün eleştirilerin, kamuoyunda  hiç bir ağırlığı olmaz.

Bahattin Yücel Kimdir?

Bahattin Yücel 1949 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Turizm sektörünün her kademesinde 40 yılı aşkın hizmet verdi. TÜRSAB Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Sekreterliği (1978-1983), Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı (1983-1987), 3 dönem TBMM’de İstanbul Milletvekilliği (1989-1991),  19. ve 20. Dönem (1991-1999) Bayındırlık, İmar ve Turizm, Fail-i Meçhul Cinayetleri Araştırma ve Gazi Mahallesi Olaylarını soruşturan Özel Komisyonda üye olarak yer aldı. 54. T.C Hükümetinin Turizm Bakanlığı'nı üstlendi.