• Yeldan: Biriktirilen sorunların faturası daha acı ve derin olacaktır
    12 Şubat 2019

    ESRA KOÇAK MAYDA
    İstanbul ve Ankara’da meyve ve sebze fiyatlarındaki artışı önlemek amacıyla tanzim satış uygulamasına dün başlandı. İstanbul’da 50, Ankara’da 30 tanzim satış noktası kuruldu. Birçok noktada vatandaşlar bu seyyar mağazaların önünde uzun kuyruklar oluşturdu.
    Bu kuyrukları ve tanzim satış noktalarının ekonomiye nasıl yansıyacağını, Türkiye için IMF’nin kaçınılmaz mı olduğunu İktisatçı Prof. Dr. Erinç Yeldan, 16punto’ya değerlendirdi.

    “TANZİM SATIŞ NOKTALARINDAN MAGAZİN HABERİ OLUR”
    Yeldan tanzim satış noktalarına ilişkin şunları söyledi: “Gerek tasarım açısından gerek hedeflediği amaca yönelik bir ekonomi müdahale politikası olarak değerlendirebilmemiz açısından tanzim satış siteminin kurgulanma ve işleyiş biçiminin bir iktisat politikası aracı olarak ele almamız dahi mümkün değildir. Bu girişim enflasyonun, işsizliğin, döviz krizinin ve genel olarak Türkiye’nin içine sürüklendiği kriz ortamının ardında yatan ana unsurları gözardı etmek ve iktisat biliminin gerekleriyle krize müdahale etmek yerine, bir hayali düşman yaratarak sürdürülen bir siyasi algı operasyonundan ibarettir. Bu siyasi şov törenleriyle Türkiye krize müdahale edebileceği çok değerli zamanını boşa harcamaktadır. Biriktirilen sorunların faturası daha acı ve derin olacaktır.Bundan bir iç siyaset magazin haberi olur yalnızca.”

    Kuyrukta bekleyenlere kötü haber: Ucuz sebze seçime kadar

    Yeldan, “80 milyonluk bir ülkede yalnızca 2 ilde ve çok az sayıda ürünle ve iki saatliğine yapılan bir satışla önüne geçilecek bir ekonomik krizden bahsetmek mümkün değildir. Eğer öyle ise bu tüm yurt sathına yayılır, karneler yayınlanır, aracının tefecinin ortadan kaldırıldığı top yekün bir sisteme dönüştürülür. Bugün domatesi 2 lira daha ucuza alabilmek için 2 saat kuyrukta beklemeyi göze alabilen bir yoksullukla karşı karşıyayız” dedi.

    “TÜRKİYE SİYASALLAŞTIRILMIŞ BİR EKONOMİ POLİTİKASI İZLİYOR”
    Türkiye’nin bugünlere nasıl geldiğine ilişkin de Yeldan şu ifadeleri kullandı: “Unutmamamız gerekiyor ki, var olduğumuz nokta aslında 1980’den bu yana başlatılan ve Türkiye’nin içerisine sürüklendiği neo-liberal ekonomik politikalarının doğrudan bir sonucu. Özal ile başlayan, IMF programları ile devam eden, Kemal Derviş ile “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” diye derinleştirilen ve AKP ile 2000’li yıllarda sürdürülen neo-liberal ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarlarına hizmet eden ekonomik modelin; özelleştirmeler, güvencesiz istihdam biçimi, Türkiye’nin ucuz ithalat ve ucuz işgücü deposu olarak küresel dünyaya sunulması, finansal spekülasyon cenneti olarak kara para aklama merkezine dönüştürülmesi, taşeronlaştırılmış bir sanayi, betonlaştırılmış bir kentsel dönüşüm ve bunun yarattığı başta Soma, Cerattepe, Bergama gibi çevre ve ekoloji felaketlerinin bir bütünü olarak bakmamız gerekiyor. Bu modelin iktisadi göstergeleri yüksek işsizlik, uluslararası sermaye hareketlerinin kaprislerine bağlı olan döviz krizleri, Merkez Bankası, Kalkınma, Sanayi ve Çevre Bakanlığı gibi kurumların çökertilmesi, ekonomiye müdahale araçlarının ellerinden alınması, Türkiye’nin geleceğinin ve aklının piyasanın kısa vadeci, çıkar, vurgun ve kar hesaplarına bağlı hale getirilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Esas tartışmamız gereken olgular bunlarken ve bunlarla mücadele etmek gerekirken yapısal nitelikli topyekun yeni bir reform arayışına yönelmek yerine, Türkiye uzun bir süredir bir seçim konjonktürü ile tamamen siyasallaştırılmış bir ekonomi politikası izliyor. Bu tür algı operasyonları ile yandaş medyayı da arkasına alarak sorunların üzeri örtülmeye çalışılıyor. ”

    Esnaftan AKP’ye: Bazen bizim devletimiz çok güzel saçmalıyor

    “IMF İLE HASIRLATI EDİLMİŞ BİR ANLAŞMA YAPILABİLİR”
    Hem ekonomistlerin hem de siyasilerin bu sürecin IMF ile masaya oturma noktasına kadar gideceği yorumlarına ilişkin Yeldan IMF ile koşullarının hasıraltı edildiği bir anlaşma yapılabileceğini söyledi. Prof. Dr. Yeldan’ın bu konudaki değerlendirmeleri ise şöyle: “Türkiye, uluslararası ticaret ve finans sitemi içerisinde yer alması için IMF ya da IMF benzeri bir üst dereceli bir değerlendirme kuruluşunun icazetine muhtaç bir konumda. Bunun için IMF’nin politik olarak çok kabul edilebilir olmadığı koşullarda bari McKennsey devreye girsin denildi ama sonra onun da siyaseten mümkün olmadığı anlaşıldı. Reel ekonomik politika, Türkiye’nin uyguladığı ekonomik modelin uluslararası sermayeye olan bağımlılığı kaçınılmaz. Dolayısıyla biz IMF ile koşulları hasıraltı edilmiş, örtbas edilmiş, saklanmış bir anlaşma ve bir program yapabiliriz. Hatta büyük olasılıkla böyle bir adım atmak zorunda kalacağız. Fakat bu yandaş medyanın da desteği ile beraber Türkiye yerli ve milli unsurları içeren bir Türk kalkınma modeli uygulamaya koydu, dünyada eşi benzeri olmayan ve daha önce de kimsenin denemediği mucizevi bir model olarak IMF ve diğer derecelendirme kuruluşlarının ilgisini çekti diye kamuoyuna sunulacak. ”

    “Belediye tanzimlerde zararına satış yapıyor”