“Yapılan iş gazetecilik değil, iktidar tetikçiliğidir”

HDP Sözcüsü Saruhan Oluç, seçim süreci ve gündemdeki gelişmelere ilişkin HDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Oluç, şunları dile getirdi:

Hilvan’da talihsiz bir kaza sonucu bir çocuğumuz yaşamını yitirdi. 8 Yaşında Berat Kutusuz, seçim çalışmaları esnasında yaşanan elim bir kaza sonucunda hayatını kaybetti. Kendisine rahmet, ailesine ve halkımıza başsağlığı diliyoruz. Bizi çok üzdü, çok acı duyduk. Bir çocuğun hayatı bizim için her şeyden önemlidir. Tekrar başsağlığı diliyoruz.Onun hayallerini yaşatma sorumluluğu da bizim üzerimizdedir, bunun farkındayız.

Zülküf Gezen’in cenazesi kaçırıldı

Yine bir ölümle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Zülküf Gezen, Tekirdağ Cezaevi’nde tecridi protesto etmek için yaşamına son verdi. Cenazesi kaçırıldı, defnedildi. Aile mezarlığa alınmadı. Milletvekillerimizin mezarlığa girişi zor kullanılarak engellendi. Bunların hepsi çok açıkça kınadığımız ve protesto ettiğimiz konular.

Kimse zarar görmeden süreç tamamlansın istiyoruz

Bir kez daha şunu hatırlatmak istiyoruz. Leyla Güven, vekilimiz, açlık grevinin 132’inci gününde, cezaevlerinde 95’inci güne gelindi. Kritik eşiklerin hepsi aşıldı. Biz cezaevlerinde ya da dışarıda açlık grevi yapanlar için de, Leyla Güven için de hiç kimsenin yaşamına en ufak bir zarar gelmeden, sağlığı zarar görmeden bu sürecin tamamlanmasını istiyoruz. Bir kez daha başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Talep, hukuki ve insani bir taleptir. Türkiye’nin yasaları ve Anayasası çerçevesinde, Türkiye’nin imzaladığı uluslararası demokratik sözleşmelerdeki hukuk çerçevesinde talep edilen bir haktır. Başka bir talep yoktur. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yetkililerin meseleyi ciddiye alması gerekir. Toplum açısından, aileler açısından son derece sıkıntılı bir dönem yaşanmakta ve büyük kırılmalara neden olmaktadır. Bu hafife alınacak bir durum değildir. Bunu bir kez daha hatırlatalım.

Hürriyet Gazetesi yalan haberi iki gün manşetinde tuttu

Biraz sizin alanınızla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Elbette ki, burada bulunan basın emekçisi arkadaşlarımızı tenzih ediyorum. Üzerinize alınmayın çünkü sizin bir basın emekçisi olarak bu durumda çok fazla payınız olmadığını, uzun yıllar bu alanda çalışmış biri olarak biliyorum. Mesele Hürriyet, CNN Türk, Posta ve Milliyet gazete ve televizyonlarının içinde bulunduğu yayın grubu ile ilgilidir. Hürriyet Gazetesi, yalan haberi iki gün manşetinde tutmuştur. Diğerleri de bu yalan haberi manşetlerine taşımışlardır.

Yapılan iş gazetecilik değil, iktidar tetikçiliğidir

Bu gazetelerin ve yayınların yaptığı açıkça hakikate saldırıdır. Gazetecilik ilkelerine saldırıdır. Gazetecilik ahlakı bir evrensel ilkedir. Bunların hepsine saldırıdır, bunları açıkça yok saymaktır, yapılan işin gazetecilikle alakası yoktur. Yapılan iş iktidarın tetikçiliğidir. Tek merkezden yapılan haberler her yere yayılmaktadır. Yayın kurulları bu haberi hiç utanmadan, sıkılmadan yayınlayabilmekte, sayfalarında tutabilmektedir. Öncelikle bunu son derece utanç verici bir durum olarak görüyoruz.

Medya hiçbir dönem bugünkü kadar pespaye olmadı

İktidarlar her zaman basın üzerinde baskı kurmuşlardır. Biz her zaman biliriz ki,Milli İstihbarat’ınyazı işlerinde ve yayın kurullarında temsilcileri olmuştur ve vardır. İktidarlar telefonlarla gazeteleri, yayın kuruluşlarını uyarırlar. Telefon açarlar; onu yapmayın, bunu yapın derler. Bu ülke 12 Eylül, 12 Mart dönemlerini gördü. Bu dönemlerde de medya çok ağır baskılarla karşı karşıya geldi. Ama hiçbir zaman medya bugünkü kadar biat etmiş, bugünkü kadar pespaye bir habercilik yapma durumuna gelmemişti.

70’in üzerinde miting yaptık hangisini gösterdiniz

Şimdi ben bunların hepsini söylüyorum, ama biliyorum; başta Hürriyet, Milliyet, Posta, CNN olmak üzere bu söylediklerimin hiçbiri bu merkez medya organlarında yer almayacaktır. Ama hiç olmazsa, onların kulağına gitsin diye söylüyorum.

Gerçeğe sadık kalın, bakın seçim çalışmalarını sürdüren bir siyasi partiyiz. Meclis’in üçüncü büyük grubuyuz. 6 milyondan fazla seçmeniniz oy verdi. Aileleri ile beraber 20 milyondan fazla insandır bize oy verenler, bizi gönlünde yaşatanlar.

Bir elinizi vicdanınıza koyun. Eş Genel Başkanlarımız, parti yetkililerimiz, vekillerimiz, adaylarımız seçim çalışmalarını sürdürüyor. Eş Genel Başkanlarımız 70’in üzerinde miting ve halk buluşması yapmıştır. Hangisini verdiniz? Bir tanesini gösterdiniz mi? Günde 3 kere AKP Genel Başkanı’nın halka ve seçmenlere hakaret ettiği mitingleri gösteriyorsunuz. Kürt halkına, HDP’yehakaret ettiği toplantıları, mitingleri gösteriyorsunuz. 70 miting ve halk buluşmasından hangisini gösterdiniz?

Kendinize gelin!

Bu mu gazetecilik. Yok değil. Sadece yalan haber yapmakla, sadece Goebbels bozuntusu insanların yaptığı haberleri yayınlamakla kalmıyorsunuz. Gerçeği de göstermiyorsunuz. Bu söylenmemiş sözleri söylenmiş gibi yazan, yapılmamış işleri yapılmış gibi servis eden ve provokatif başlıklar atan bu yayın kuruluşlarını en sert biçimde kınıyoruz. Kendinize gelin! Biraz gazetecilik evrensel ilkelerine ve insani değerlere bağlı kalarak çalışın.

Parasını veriyoruz reklamımız yayınlanmıyor

Bununla bitmiyor tabii mesele. HDP söz konusu olunca bununla bitmiyor. 2014’ten bugüne HDP her seçime katıldı, propaganda çalışmalarını sürdürdü. Televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde hazırladığı reklamlar, ilanlar vs. kullanıldı.

Bu son seçime kadar da, bugüne kadar herhangi bir sorun yaşanmadan gelindi. Ama bu son seçimde HDP’nin hazırladığı reklam filmleri, merkez medyanın neredeyse tamamı tarafından yayınlanmadı. Utanç verici bir durum. Yani parasını veriyoruz reklamımız yayınlanmıyor.

Diyeceksiniz ki, acaba bu filmlerde hukuki bir sorun mu vardı? Hayır, yok! Normal işleyişe göre televizyonların hukuk servisleri yönetimleri ile beraber bu filmleri değerlendirir, eğer bir sorun varsa bize geri dönülür, ki bize geri dönüş oldu, düzeltme istendi, düzeltmeleri yaptık ve geri gönderdik. Baktılar ve herhangi bir hukuki sorun yoktur cevabı geldi. Elimizde gelen mailler ve yazılı cevaplar var. Yayınlanmasını bekliyoruz, ama yayınlanmadı. Telefonlarımıza çıkılmadı. Yayın kurullarında MİT’in temsilcileri olur, ya da telefon edilir “Alo Fatih hattı” ile ve uyarılır gazete ve televizyonlar; ikisinden biri olmuş. Bu hazırladığımız filmler yayınlanmadı.

Otosansürle gideceğiniz bir yer yok, iktidar her zaman fazlasını ister

Biz bunu sosyal medyada yaygınlaştırdık ve herkes gördü ki, içinde herhangi bir yasal sorun yoktur. Yayın organları iktidarın büyük baskısı altındadır. Büyük cezalarla tehdit ediliyorlar. İktidarın bu sansürcü anlayışının ve baskısının asla kabullenilemeyeceğini hep söyledik. Türkiye’de kaç yüz kişi gazeteci olarak cezaevinde bunları da siz biliyorsunuz.

Ama işin bir yüzü bu. Diğer yüzü ise medya kuruluşlarının medya etiğine sahip çıkmaları, biraz direnmeleri gerekiyor. Biraz dürüst davranmaları gerekiyor. Bunların hiçbirini yapmazlarsa, her konuda otosansür uygularlarsa, gidebilecekleri hiçbir yer kalmaz. Çünkü iktidar her zaman daha fazlasını ister.

Propaganda serbestliğini çiğniyorsunuz

Bu korku imparatorluğunun aracı haline geldiniz, şimdi yaşanan odur. Meclis’in 3’üncü büyük partisinin reklamlarını yayınlamamak ve bunu açıklayamadıkları için telefonlara çıkamamak ne oluyor?

Yerel seçimlerde propaganda eşitliğine aykırı davranıyorsunuz. Propaganda serbestliğini çiğniyorsunuz. Haberlerimizi yapmadığınız gibi reklamlarımızı da yayınlamıyorsunuz. Adil ve demokratik bir seçim olmaması için çaba gösterenlere destek oluyorsunuz. Bütün bu tür davranışlar içinde olan kuruluşlara bunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz, kesinlikle uygun değildir. Elinizi vicdanınıza koyun ve biraz düşünün.

Günde 3 kere 20 milyondan fazla insana hakaret eden bir cumhurbaşkanı

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı sıfatı ile dün hakkımızda söylediği sözlere de değinmek isterim. Günde üç kere çeşitli mitinglerde mutlaka HDP seçmenine, dolayısıyla 6 milyon seçmenin ailelerine, 20 milyondan fazla insana, mutlaka Kürt halkına hakaret etmekten geri durmayan bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

Bunun son örneği; dedi ki AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan: “HDP denilen dinsiz, imansız, ateist olan takım”. Duydunuz herhalde!

Birincisi şunu açıkça söyleyelim; kamu barışını çiğneyen bir kişi ile karşı karşıyayız. Bu, toplum barışına karşı suç kapsamına girer. Bu söylenen çok açık. TCK’nın 2nci kitabının topluma karşı suçlara ayrılan 3üncü kısmının 5inci bölümündeki suçtur bu. Savcılar için söylüyorum, bulamazlarsa diye. Bu sözler halkı kin ve düşmanlığa kışkırtma ve aşağılamadır. İşin hukuki yanı budur.

Cumhurbaşkanı HDP seçmenlerine “dinsiz, imansız, ateist takım” demiştir

Bu asla kabul edilebilir bir şey değildir ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla bu kelimeleri etmesi hukuken de siyaseten de kabul edilebilir değildir. İstiyor ki, kendi dili ve üslubu ile cevap verelim. Yok öyle yapmayacağız.

Halk görüyor. Halk şu anda kimin kime hakaret ettiğini görüyor. HDP’ye bu lafları etmek, HDP’nin aileleriyle birlikte 20 milyondan fazla destekçisine de dinsiz, imansız demektir. Çok açık ve net bir şekilde söylüyoruz: HDP seçmenlerine “dinsiz, imansız takım” demiştir. Biz kendi tarzımızla ona cevap vereceğiz. Biz demokratik siyaset yapmaya devam edeceğiz.

Fitnede Cumhurbaşkanı’nın vebaline ortak olmayacağız, kendisini Allah’a havale ediyoruz

Hatırlatalım ki, başkasını imansız olarak nitelendirmek kişiyi imandan çıkarır der Hadis-i Şerif. Ve ne yazık ki, tarihte semavi dinleri hep mensupları yozlaştırmıştır. Bakınız IŞİD; İslam adına katliamlar yapmıştır, IŞİD İslam’ın düşmanıdır. Kötü temsil bugün İslam’ın en büyük düşmanıdır. Tarih boyunca tiranlar da hep bunu yapmışlardır. O nedenle bu sözleri garipsemedik. Allah iman edenlere fitne çıkarmamayı emreder. Fitne katil olmaktan daha büyük bir suçtur der Kur’an. Bunları hatırlatıyoruz. Burada kastedilen din üzerinden fitne üretmektir. Biz bu fitnede onun vebaline ortak olmayacağız. Kendisini Allah’a havale ediyoruz.

Kayyım Raporumuzu yasaklasanız da, o kayyımlar 31 Mart’ta Ankara’ya gidecek

Seçim çalışmalarımıza devam ediyoruz hem Eş Genel Başkanlarımız hem de parti yöneticilerimizin çeşitli il ve ilçelerdeki çalışmaları devam etmektedir. Miting ve halk buluşmaları şeklinde…

Yasaklamalarla, çeşitli baskılarla karşı karşıya kalıyoruz. Bazı billboardlarımız yasaklandı. “Özgürlük kendini yönetmekle başlar” billboardı yasaklandı örneğin. Söyleyecek bir şey yok onu yasaklayan zihniyete. Kayyım Raporu’muz yasaklandı. Kayyım Raporu’nu yasaklayan zihniyete de diyecek bir şey yok.

Çünkü kayyımların iş başına geldikleri günden beri yaptıkları yolsuzlukları, usulsüzlükleri, halkın mallarını taraftarlarına peşkeş çekmelerini Sayıştay raporları ortaya koymuştur. Sadece biz söylemedik. Bu yolsuzluk ve usulsüzlükleri soruşturması gereken, hesabını sorması gereken yargı onlarla uğraşmak yerine bizim yazdığımız Kayyım Raporu’nu toplatıyor. Neden?

Biz Kayyım Raporu yayınlamasak da onların yaptığı yolsuzluklar Sayıştay raporlarında var. Ve bunlar yayınlanmasa da orada yaşayan insanlar bunu biliyor; kulaktan kulağa konuşuyor. Siz raporu yasaklayarak kayyımların yaptıklarını ortadan kaldırabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Tarihe kayıt düştü tüm yapılanlar. 31 Mart’ta o kayyımlar Ankara’ya gönderilecek. Bu net, halkın tutumu çok açık. İktidar bunu gördüğü için bu kadar saldırganlaştı. Kayyım 31 Mart’ta çöpe atılacak, raporu ister yasaklayın, ister yasaklamayın. Ne yaparsanız yapın sonucu değiştiremezsiniz. Çünkü halk kararını verdi. Yaptığımız tüm çalışmalar bunu net olarak bize gösteriyor.

Bütün bu yasaklama ve baskılara rağmen çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Son aşamaya geldik. Son aşamada Newroz hepimiz açısından önemli bir gündür. Newroz’da bütün illerde kutlamalar yapacağız. Newroz’u hep birlikte kutlayacağız. Şimdiden tüm Ortadoğu halklarının Newrozu kutlu olsun. Newrozpiroz be. Newroz çalışmalarımızdan sonra seçime kadar 10 gün kalıyor. O sürede son mitinglerimizi seçim yasası kapsamında gerçekleştireceğiz. 31 Mart’ta en iyi sonucu almak için çalışmalarımızı tamamlayacağız.

Soru: Sayın Temelli’nin açıklamalarında Mansur Yavaş’ın ve Ekrem İmamoğlu’nun HDP oylarıyla seçileceği vurgusu vardı. “AKP’nin eline koz veriyor” yorumları yapıldı. Değerlendirmeniz nedir?

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli’nin söylediği şudur, açık bir şekilde kayıtlar var Allah’tan: İstanbul’da 1 milyon 200 binin üzerinde, Ankara’da 200 binin üzerinde HDP seçmeni vardır. Onlar da oy kullanacaktır. “O oylar da belirleyici olacaktır” demiştir. Bir durum tespiti yapmıştır.Hürriyet başta olmak üzere, Demirören Grubu yayınları büyük bir çarpıtma yaratmış, daha sonra özür dileme nezaketini bile göstermeden, bunun yerine, bize soracağınıza Sezai Temelli’ye sorun diye utanmazca açıklama yaptılar. Buradan söylüyorum, bu kayıtları da görsünler diye. İstanbul’da seçilecek kişinin milyonlarca insanı dikkate almaması mümkün mü?

Zerre kadar utançları yok. Tamamen çarpıtıldı mesele. Elbette bizim seçmenlerimiz var. Aileleriyle beraber 4- 5 milyon insan var. İstanbul’da seçilecek olan belediye başkanının İstanbul’da yaşayan 4-5 milyon insanı gözetmemesi, dikkate almaması mümkün olabilir mi?

Soru: Erdoğan’da Sayın Yavaş ile alakalı bir açıklama yaptı. “Seçime girebilse dahi seçimden sonra bedelini ödeyecektir ya da bu bedeli Ankaralılara ödetecektir” dedi. Ne dersiniz?

Buna aslında Mansur Yavaş cevap vermeli. Ama Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan bunları söylediği için, biz de buna bir cevap verelim. Hiçbir yerel seçimde bir cumhurbaşkanı bir partinin genel başkanı olarak diğer partilere ve adaylara bu kadar hakaret etmemiştir. Hiç bir yerel seçimde bir cumhurbaşkanı adayları tehdit etmemiştir. Hiçbir yerel seçimde bir cumhurbaşkanı halka hakaret etmemiştir. Bu, toplumda büyük bir kutuplaşma ve bölünme demektir. Bunu da toplumun birliğini sağlaması gereken Cumhurbaşkanı’nın yapması büyük bir çelişkidir.

Soru: Newroz ile ilgili bir provokasyon duyumları var. Sizin böyle bir bilginiz var mı?

Bize gelen bir duyum yok. Her zamanki gibi Newroz’u her yerde, il ve ilçelerde, büyük şehirlerde en barışçıl şekilde, Newroz’un tarihsel değerlerine ve kültürüne uygun bir şekilde kutlayacağız. Bizim herhangi bir kutlamamızda ortaya çıkmış, bizim tarafımızdan yaratılan bir provokasyon olmamıştır bugüne kadar. Bundan sonra da olmayacaktır. Sağlıklı bir kutlama olması için sağduyu çağrısı yapıyoruz. Bütün örgütlerimize bu konuda direktif gönderdik. Herkesin sağlıklı bir Newroz kutlaması için bütün örgütlerimiz gereken hassasiyeti gösterecektir. Umuyoruz güvenlik güçleri de aynı hassasiyeti gösterir ve Newroz kutlamaları sıkıntısız tamamlanır.

Soru: Sayın Temelli ile ilgili 31 Ocak tarihindeki Dersim’deki aday toplantısı ile ilgili soruşturma başlatıldığı ve dosyanın Ankara’ya gönderildiği belirtiliyor ne dersiniz?

Biliyorsunuz vekillerimiz ve Eş Genel Başkanlarımız hakkında fezleke hazırlayıp Meclis’e göndermek savcıların kendi pozisyonlarını güçlendirmeleri ve terfi etmeleri için iyi bir araç. Bir kez daha böyle bir şey olmuştur. İçeriğini tabii ki bilmiyorum, içeriğine bakar, değerlendiririz. Herhangi bir seçim çalışmasında Eş Genel Başkanlarımızın ve adaylarımızın suç teşkil edecek herhangi bir söz söylemediklerini biliyorum. Yine savcıların işgüzarlığı ile hazırlanmış bir fezleke olduğunu tahmin ediyorum; içeriğine bakacağız. Hukukçu arkadaşlarımız değerlendirecektir.