“Sözler ve gözler yalan söylemiyorsa kazanacağız”

Video: Halil Bor

31 Mart yerel seçimlerine bir aydan az bir zaman kaldı ve adaylar seçim gezileri, proje tanıtımları, esnaf ve ev ziyaretleri yaparak halkla buluşuyor, seçmenin nabzını tutuyor. Peki bu nabız İzmir’de nasıl atıyor, halk ne diyor, ne istiyor? Millet İttifakı’nın İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer’e sorduk.

Soyer’in iddiası büyük. “Değişim İzmir’den başlayacak” diyen Soyer, İzmir’i bir dünya kenti haline getireceklerini söylüyor . “Sözler yalan söylemiyorsa, gözler yalan söylemiyorsa bu seçimi biz kazanacağız” diyerek seçimi kazanacaklarını dile getiren Soyer İzmir’e dair projelerini 16punto’ya anlattı.

ESRA KOÇAK MAYDA

Anketlerle başlayalım dilerseniz. Anketlerde siz de tıpkı Ankara, İstanbul adayları gibi önde görünüyorsunuz. Sizin yaptırdığınız bir anket var mı? Yoksa yaptıracak mısınız?

Benim yaptırdığım bir anket yok. İzmirlinin bakışı, gözleri, yürekleri, o heyecanı anketten fazlası bizim için. Bu heyecan bizim de umudumuzu büyütüyor. Biz de heyecanlanıyoruz. gerçekten İzmir yepyeni ve çok güzel şeyler olacak. İzmir Türkiye’yi sırtına alıp başka bir dünyaya taşıyacak. Bunun heyecanını yaşıyoruz. İnsanlarda da böyle bir beklenti var onu görüyorum. Dolayısıyla anketleri bilmem ama İzmirlileri biliyorum, olağanüstü bir heyecan var.

BİRBİRİMİZİ DİNLEMEYE İHTİYACIMIZ VAR

İzmir’de vatandaşlarla, esnafla kadınlarla, gençlerle, çiftçiyle bir araya geliyorsunuz. Nedir İzmirlinin şikayetleri ve sizin bunlara dair çözüm önerileriniz?
Ulaşım ve trafikle ilgili bir sıkıntı var. Alt yapıyla ilgili, yolların bozukluğuyla ilgili, kaldıımların işgaliyle ilgili sıkıntılar var. Ama onlar da biliyor biz de biliyoruz ki bunlar çok küçük müdahalelerle, bir takım kritik dokunuşlarla çözülebilecek sorunlar.

Toplumun her kesiminden vatandaşlarla bir araya geldiğimde fark ediyorum ki bizim birbirimizi dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var. Bunu başardığımız andan itibaren bir çok engeli aşmak ve toplumsal refah, kalkınmayı yakalamak mümkün. Ancak şunu özellikle belirtmem gerek: Kardeşlik ve barış olmadan adalet ve kalkınma mümkün değildir. Demokrasi bir arada yaşamanın kültürü ve hukukudur, farklıları bir arada yaşama sanatıdır. Demokrasi “En çok ben seviyorum. En çok ben biliyorum” anlamına gelmez. Herkesin fikrine hürmet ederek, İzmir’i hiçbir ayrım yapmaksızın, tüm farklı kesimlerle birlikte, kol kola yöneteceğiz.

İzmir’in tüm mahallelerini ve kırsal alanını tüm icraatlarımızın planlama ve uygulama safhalarına dahil edeceğiz. Bu şehirle ilgili tecrübesi ve geleceğe dair hayalleri olan herkesi kucaklayacağız. Bu şehrin sokaklarında, kordonda, Kadifekale’de hep birlikte yürüyeceğiz, hayatın her alanında kadın, erkek, genç, yaşlı veya engelli diye ayırt etmeden hep birlikte üreteceğiz. İçimizdeki bu müthiş enerjiyi birbirimizden uzaklaşmak için değil, hep birlikte yeni bir hayat, ortak bir gelecek inşa etmek için harekete geçireceğiz. Karamsarlığı, toplumumuzun bölünmüşlüğünü İzmir’den başlamak üzere topyekün hayatımızdan çıkaracağız. İzmir’in bize verdiği nimetleri hep birlikte kutlayacağız, şehrin her noktasına beraberce dokunacağız. Çünkü toplumun kutuplaşması ile gerçekleşen kalkınma tek bir zümreyi zengin ederken, kardeşlik ve barışa hizmet eden bir kalkınma kentin kılcallarına yayılır ve en çok da alınteri dökenlere refah olarak geri döner. Biz, özgür, neşeli ve uyum içinde, yeni bir hayatı İzmir’den inşa etmeye başlayacağız ve bunu tüm Türkiye’ye yayacağız. İzmir’de yakacağımız ateş, har olup hem Anadolu’ya, hem de Akdeniz geneline yayılacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin iktidar partisinden olmadığı için geri kaldığı iddiası var. İzmir son 16 yılda hak ettiği yatırımları aldı mı? Siz bunun için neler yapacaksınız?
İzmir’in hakkı olan bir şey eğer İzmir’den esirgeniyorsa, onun için ne gerekiyorsa onu yapacağız hiç tereddütsüz. Ama İzmir kendi kaynağını üreten bir kent, onun için de bir takım damar tıkanıklıkları var o tıkanıklıkları da aşacağız onun da yolunu yöntemini biliyoruz. Ben hiçbir problem yaşamayacağımıza bütün kalbimle inanıyorum.
Aslında buna benzer soruya Aziz Kocaoğlu başkanımız Torbalı ziyaretinde çok anlamlı ve haklı bir yanıt verdi. En başta 2014’ten 2017 yılına kadar 429 milyar lira vergi veren İzmir’in, buna karşılık 105 milyar lira ödenek alabildiğini ifade etti başkanımız. Şimdi sormak lazım, bu durum en hafif ifadeyle İzmir’e karşı haksızlık, en ağır tabirle ‘ayrımcılık’ değil de nedir? Bunu İzmir halkına nasıl izah edeceksiniz? Bu noktada Aziz başkanımız, hükümetin İzmir’e bakışını şu cümlelerle çok net ifade etmekte: “… [İzmir’e vergilerden iade edilen] paranın da sadece 15 milyar lirası fiili yatırım. Geri kalanı maaşların içinde olduğu harcama kalemlerinden oluşuyor. Büyükşehir Belediyesi İzmir’e, merkezi hükümetten 2.5 kat daha fazla yatırım yapmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi, bugüne kadar kanunen alması gereken paranın dışında bir kuruş para almamıştır.”

Bir de ulaşım yatırımları meselesi var… 2019 yılı metro yatırımları için İstanbul’a 3.2 milyar, Ankara’ya 1 milyar lira ödenek ayıran Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İzmir için sadece 30 bin lira ödenek ayırmış. Bu parayla İstanbul’dan İzmir’e bir kepçeyi bile getiremezsiniz. Sadece bu da değil; mesela Buca metrosu için kredi görüşmeleri tamamlanmış, yani para hazır ama Kalkınma Bakanlığı hala onaylamıyor ve onaylamamakta ısrar ediyor. İşte burada biz ne yapacağız sorusunun cevabını vereyim: İzmir halkını bu can yakıcı konular hakkında doğru bilgilendirecek, kamuoyu oluşturacak ve arkamıza İzmir halkını alarak Ankara’daki bakanlıkların kapısını çalacağız. Fakat İzmir’e yapılması gereken yatırımlar konusunda kendilerinden lütuf beklemeyecek, hakkımız olanı talep edeceğiz. Her şeyden öte arkamızda İzmir halkı olduğunu hissettireceğiz. En önemlisi uluslararası yatırımcıları çekmek için gereken altyapı ve güveni ortamını sağlayacağız.

SOYER’DEN 3 CEMRE

Projelerinizden bahsedelim biraz da. Var mıdır sizin de İzmir’e dair bir hayaliniz ya da çılgın projeniz?
İzmir Büyükşehir için aşkla çıktığımız bu yolculuğun başından itibaren, çılgın değil akıllı projelerimiz olduğunu söyledik ve 26 Şubat tarihinde “Birinci Cemre” adıyla gerçekleştirdiğimiz buluşmada toplam 98 projemizi kamuoyuna açıkladık. Sosyal projeler, demokrasi, kent planlaması ve yenilenmesi, sürdürülebilir ulaşım, doğa, altyapı, enerji, çocuk ve gençlik, spor, kültür sanat ve dünya kenti İzmir başlıklarıyla hazırladığımız bu projeler umarım İzmir halkının heyecanını ve beklentilerini karşılamıştır. İzmir vizyonumuzu yansıtan bu projelerde iki temel hedefi gözettik: Birincisi tüm İzmir genelinde refahın eşitlenmesi. İkincisi ise şehrin hem Akdeniz, hem de Anadolu ve Balkan kökleriyle bağının güçlendirilerek refahın arttırılması. Elbet takdir İzmir halkınındır. Fakat biz önümüzdeki günlerde “İkinci Cemre” ve “Üçüncü Cemre” buluşmalarını da yaparak İzmir Vizyonumuzu tamamlayacak, Geleceğin Türkiye’si hayalini gerçekleştirme yolunda önemli bir adım daha atacağız.

İZMİR TÜRKİYE’Yİ BESLEYECEK

Seferihisar’da uyguladığınız tarımsal kalkınma modeli ile tanzim satış modeli arasındaki fark nedir? Siz bu model ile tanzim satışları sürekli hale getirmeyi mi planlıyorsunuz?

Öncelikle, İstanbul ve Ankara’da hükümet eliyle ilk uygulamalarını gördüğümüz Tanzim Satış Noktaları ile Seferihisar’da ‘’Başka bir Tarım Mümkün’’ sloganıyla hayata geçirdiğimiz modelin birbirleriyle benzerliği olduğunu söylemek ne mümkün, ne de söz konusu. İki modeli kıyaslamak doğru değil. Bizim Seferihisar’da uyguladığımız tarım politikasının üç temel ilkesi vardı. Birincisi, üreticinin ürettiğini pazarlamasında önündeki engelleri kaldırmak, ikincisi tarım ürününü dönüştürüp sanayi ürününe çevirmek ve böylece katma değerini yükseltmek, raf ömrünü uzatmak ve pazarlama kabiliyetini arttırmak, üçüncüsü de üretici birlikleri ve kooperatifler çatısı altında küçük üreticiyi buluşturmak. Bunları gerçekten sadece Seferihisar’da değil Türkiye’nin her yerinde uygulayacağız ve bu tarım politikasıyla sağlıklı ve ucuz gıdayla tüketiciyi buluşturacağız.

İzmir Türkiye’yi besleyecek. İzmir yalnızca İzmir değildir İzmir aynı zamanda Batı Anadolu’nun da kalbidir. Batı Anadolu bu coğrafyanın en bereketli topraklarıdır. Sadece doğru politikalar bekliyor. Hep söylüyorum, tarım konusunda yaşadığımız sıkıntı, kriz ne derseniz deyin bir takdiri ilahi değil bir takdiri idaridir, biz o idareyi değiştireceğiz.

BU SEÇİMİ KAZANACAĞIZ

İzmir CHP’nin kalesi olarak görüyor. Sizce yüzde kaç alırsınız?
Türkiye’deki herhangi bir şehri doğrudan bir partinin kalesi olarak görmeyi yanlış buluyorum. Çünkü insanlarımız çok partili sisteme geçildiğinden bu yana ekonomik ve sosyal beklentilerle sandığa gidiyor ve akılcı bir şekilde tercihini yapıyor. Bu demek değildir ki, son 15 yılda Türkiye haritasında ortaya çıkan siyasi tablo daima böyle devam edecek. Yani bir başka deyişle, bugün ne Rize AK Partinin, ne Osmaniye MHP’nin, ne Diyarbakır HDP’nin, ne de İzmir CHP’nin kalesidir… Çünkü bu tablo yarın bile değişebilir, ezberleri bozabilir. Bu türden çıkarımların, genellemelerin sadece kutuplaşma siyasetine hizmet edeceğini düşünüyorum, o nedenle bundan uzak durmamız gerekiyor. Fakat İzmir özeline geri dönersek; bu şehir eski çağlardan günümüze demokrasinin, özgür düşüncenin ve ilericiliğin savunucusu olmuş. Aynı şekilde, çok farklı kimlik ve kültürler yüzyıllar boyunca barış içinde bir arada yaşamış. Bu yüzden İzmir’in herhangi bir partinin değil, fakat en başta demokrasinin, özgür düşüncenin, barış ve kardeşliğin kalesi olduğunu söylemek mümkün, benim değerlendirmeme göre, İzmir halkı bu değerleri temsil ettiğine inandığı partilere oy veriyor. İzmirliler bugün bu değerleri Cumhuriyet Halk Partisi ‘nin temsil ettiğine inanıyor fakat yarın CHP bu değerlerden uzaklaşırsa İzmir halkı mutlaka bunu görür, ona göre davranır. Bunun bilinciyle hareket etmek zorundayız. Sorunuzu biraz uzattığımın farkındayım ama bu vesileyle yanıtlayayım: Sözler yalan söylemiyorsa, gözler yalan söylemiyorsa bu seçimi biz kazanacağız, oran vermeyi doğru bulmuyorum. Güçlü bir oranda olacağını düşünüyorum.

Son dönemde bir çekim merkezi haline gelen İzmir’de nüfus artışına karşı İstanbul’a dönüşmesini engelleyecek projeleriniz var mı?
KONDA’nın yapmış olduğu son araştırmaya göre, İzmir’de son derece diri bir entelektüel kitle mevcut. Bunlar içerisinde üniversiteli gençler önemli bir yer tutmakla beraber, genellikle bu kitle iş ve gelecek kaygısı nedeniyle İstanbul ve hatta yurtdışına kalıcı gitme eğilimi içerisinde. Bunun yanı sıra, Türkiye’de belli bir yaşa gelmiş, mesleki doygunluk ve kariyere ulaşmış insanların ait olduğu ayrı bir entelektüel kitle var. Bunlar da özellikle son birkaç yıldır daha sakin ve huzurlu bir yaşam arayışı nedeniyle İzmir’e göçmeyi tercih ediyor. Bizim hedefimiz bu iki grubun talep ve beklentilerini göz önüne alan bir kent yönetimini hayata geçirmek. Öncelikle, gençlerin başka şehirlere ya da yurt dışına göç etmesini önlemek için özel sektör, STK’lar ve akademiden temsilcilerin katılımıyla İzmir’e özel bir genç istihdam eylem planı oluşturacağız. İkinci gruba mensup ve İzmir’e sonradan göç eden kitleye yönelik yapacağımız en önemli proje, onları kent yönetimine dahil eden, bir bakıma sosyalleştiren yeni kurumsal mekanizmalar kurmak olacak. Çünkü bu gruba mensup insanların, sahip olduğu mesleki tecrübeyle İzmir’e katacağı çok şey olduğuna inanıyoruz. İzmir böylece bilim, turizm, kültür ve tasarım kenti haline getirme yolunda önemli bir adım atmış olacak.

Genç işsizlik İzmir’de oldukça yüksek. Bu konu her ne kadar hükümet tarafından çözüme kavuşturulması gereken bir sorun olsa da sizin bu konuya ilişkin projeleriniz var mı?
Bugün İzmir’in 10 üniversitesi ve bu üniversitelerde okuyan 176 bin öğrencisi var. Bu gençlerle beraber ortak geleceğin inşası yolunda bir model kurmak, böylece hem İzmir’e, hem de Türkiye’ye çağ atlatmak mümkün… En büyük hayallerimden biri bu şehre gelen hiçbir gencin İzmir’i terk etmemesini sağlamak… Çünkü İzmir’in ne başka bir şehre, ne de başka bir ülkeye beyin göçü verme lüksü yok.

Peki, bu göçü durdurmak için neler yapacağız? İlk önce gençlerimizin bireysel rekabet değil toplumsal dayanışma yetkinliklerini artırmak için çalışmalar yürüteceğiz. İzmirli gençleri kişisel gelişim kurslarından ziyade toplumsal etki ve yararın gözetildiği projelere dâhil edeceğiz.

Üniversitelerle işbirliği yaparak gençlerimizin sivil toplum örgütleri ve kooperatifler içinde yer almalarını ve aktif görev talep etmelerini destekleyeceğiz. İzmirli gençlerin yönettiği ve kurduğu sivil toplum kuruluşlarına sahip çıkacağız.
Gençler için hayata geçireceğimiz sosyal projeler ve istihdam projelerimizi şu şekilde sıralamak mümkün:
Gençler için ortak çalışma, üretim ve etkinlik yapmalarını sağlayacak yeni, paylaşımlı sosyal mekanlar oluşturacağız.
İzmir’de “Dil Seferberliği” ilan edecek ve bu doğrultuda bir yol haritası hazırlayacağız. Gençlerimizin en az bir yabancı dil öğrenmelerini amaçlayan bu seferberlik kapsamında derhal ilgili dil okullarıyla özel protokol imzalayacağız. Bunun yanı sıra gençlerimizi İzmir’in tanıtım elçisi olarak başkan adına hareket edeceği görev ve yetkilerle donatacağız. Bu gençlerimiz iklim elçisi, yapay zeka elçisi, dış ilişkiler elçisi, tasarım ve kültür elçisi gibi unvanlarla İzmir’i temsil edecekler.

Aynı şekilde, İzmir’i bir dünya şehri haline getirmek için uyguladığımız tüm proje ve etkinliklerde gençlerin bilgi ve yeteneklerinden yararlanacak, tüm bu sürece gençlerimizi dâhil edeceğiz.

Özellikle İzmir Akdeniz Akademisi’nin çalışmalarına gençlerimizi de katacak, akademiyi gençleştireceğiz.
Üniversiteler, meslek liseleri, sendikalar ve özel sektör temsilcileriyle beraber “Genç İstihdamı Eylem Planı” hazırlayacak ve genç işsizliğini azaltma yolunda ortak sorumluluk ilkesine dayanan bir koordinasyon merkezi kuracağız. Bu planın en önemli aşaması İzmir’in uygun bir bölgesinde ileri teknoloji serbest bölgesi kuracağız. Dünyanın önde gelen şirketlerini buraya davet ederek bu bölgede faaliyet göstermelerini, böylelikle özellikle yeni mezun gençlerimizin İzmir`de iş hayatına atılmalarını sağlayacağız.

Bunları hangi kaynaklarla yapacaksınız?

Gönüllü bağışlara dayanan büyük çaplı bir kitlesel fonlama sisteminin altyapısını kuracağız. Bu sistem toplanan bağışlarla çok fazla sayıda gencimize önemli miktarlarda burs verilmesini sağlayacak. Yani bu şekilde, İzmir halkı hem kendi gençlerine burs verecek, hem de süreci şeffaf bir şekilde takip etmiş olacak.

Kısaca İzmir’i akıllı, yaratıcı ve dijital bir şehir yapmak için ihtiyaç duyduğumuz kuvveti gençlerden alacağız. Tüm İzmirli gençlerin bu yoldaki tüm görüş ve taleplerini dile getirebileceği bir İzmir Gençlik Meclisi’ni hayata geçireceğiz.
Türkiye’nin dört bir yanından şehrimize okumak için gelen üniversiteli gençlerimiz, uygun fiyatlı bir konut bulma konusunda büyük engellerle karşılaşıyorlar. Bu sorunu çözebilmek için, finansmanı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanan ve öğrenciler için makul fiyatlı konut kiralamalarını sağlayan bir ‘Öğrenci Yurtları Projesi’ni hayata geçireceğiz. Bu toplu konut projesi kapsamında öğrenciler için sosyal tesisler inşa edecek ve böylece nitelikli bir eğitimin alt yapısını kurmuş olacağız. Kiralardan elde ettiğimiz geliri, yukarıda bahsettiğimiz kitlesel fonlama sistemine aktararak maddi zorluk yaşayan öğrencilerimize burs olarak dönmesini sağlayacağız.

İZMİR İLKLERİN ŞEHRİ

Hep “Değişim İzmir’den başlayacak tüm Türkiye’yi etkileyecek” diyorsunuz. Bu oldukça büyük bir iddia değil mi, ya seçilemezseniz ya da istediğiniz bir belediyecilik yapma imkanınız olmazsa.

Bu sözü inanın şahsımla ilişkili ve iddia olsun diye söylemiyorum. Çünkü Değişim İzmir’den başlayacak sözümün arkasında tarihsel bir gerçeklik var. Bakın, bu şehir tarihte bir bakıma ilklerin şehri… Birkaçını hemen sayayım, mesela ilk konsolosluktan ilk hastaneye, ilk matbaadan ilk futbol takımına kadar tarihte birçok ilkleri yaşatmış İzmir… Ancak bundan da öte, İzmir’i en anlamlı kılan şey ‘siyasi ve ekonomik bağımsızlığımızın başlangıç mekânı’ olması… Çünkü kurtuluş savaşının ilk kurşunu burada atılmış ve savaşın bitiminden hemen sonra İzmir’de düzenlenen ilk iktisat kongresinde Atatürk, “Siyasi ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner” diyerek İzmir’den yola çıkmış ve Cumhuriyet ekonomisinin inşasına başlamış. Sözün özü, tarihte demokrasinin doğduğu bu topraklar toplumsal değişimin ve ilerlemenin öncüsü olmuş. Mesele benim seçilip, seçilmemem değil ama tüm kalbimle geleceğin Türkiye’sinin İzmir’den kurulacağına inanıyorum.

ŞEFAFLIK TAAHHÜTNAMESİ İMZALAYACAK

Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı Mansur Yavaş ile yaptığım röportajda şeffaf belediyecilik anlayışından bahsetmişti. Vatandaş belediyeye ödediği her kuruşun nereye harcandığını görecek demişti. Sizin bu konudaki bakış açınız nedir?
Bu soruyu Seferihisar ölçeğinden yola çıkarak yanıtlayayım. Seferihisar Belediye Başkanlığı’nı yürüttüğüm süre boyunca şeffaf belediyecilik konusunda epey çalışma yürüttük. Bugün belediyenin web sayfasını ziyaret edenler, sayfada “şeffaf belediyecilik” diye ana bir kategori olduğunu görebilir. Bu kategori içinde, vatandaşlarımız meclis gündemi, oturum tutanakları, benim ve belediye başkan yardımcılarımızın mal varlığı bildirimleri, açık ihale ilanları, biten ihaleler ve kazanan firmalar, bütçe ve kesin hesaplar, Sayıştay raporları da dahil olmak üzere bütün bilgilere erişebilir. Bunun yanı sıra, belediye içinde kurduğumuz şeffaflık komisyonu, personelimizin etik davranış kurallarını içselleştirmesi amacıyla çeşitli eğitimler ve çalışmalar yürüttü. Tüm bu çalışmalarımız neticesinde Seferihisar Belediyesi olarak 2018 Aralık ayında Uluslararası Şeffaflık Derneği tarafından “Şeffaf Belediyecilik” ödülüne layık görüldük. Bu vesileyle, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı seçildiğim tarihten itibaren Seferihisar ölçeğinde gerçekleştirdiğimiz bu çalışmaları tüm İzmir geneline yaymayı hedefliyorum. Burada İzmir halkıyla önemli bir bilgi paylaşayım; önümüzdeki günlerde yine Uluslararası Şeffaflık Derneği tarafından hazırlanan “Şeffaflık Taahhütnamesi”ne imza atarak işe başlayacağım. Bu hedef kapsamında, özellikle Birinci cemre proje tanıtım toplantımızda duyurduğumuz “belediye cebinizde, kararlar cebinizde, öneriler ve katkılar cebinizde, belediye bütçesi cebinizde” isimli mobil uygulamaları hayata geçirecek, böylelikle İzmirlilerin öncelik ve tercihlerini karar alma süreçlerine dahil edeceğiz. Yönetime katılımın önünü açmak için dijital teknolojinin bütün imkanlarını en geniş ve en gelişmiş şekilde kullanacağız.

Siz İzmir’i uyuyan güzel benzetmiştiniz, rakibiniz Nihat Zeybekçi de “İzmir mahallenin en güzel kızı, kim istemez” demişti. Neden İzmir hep bir kadına benzetiliyor?
İzmir’e dair cinsiyet üzerinden yapılan metaforların talihsiz bir biçimde yanlış anlaşılabileceğini kabul ediyorum. Hele ki bir siyasetçiyseniz, bu hususta daha dikkatli olmak gerektiğini anlamış durumdayım. Sn. Zeybekçi’nin düşüncesi nedir bilemem ama şahsen şunu ifade etmek isterim: Uygarlığın beşiği olan kent aslında bir kadın icadı, yani kentin varlığını mümkün kılan, yerleşik hayata, dolayısıyla kentsel hayata geçmeyi zorunlu hale getiren tarımı kadınlar bulmuştur. Bir başka deyişle üretim kadınla başlamış, hanenin ihtiyacı karşılanmıştır. Yunancada “Hane Yasası” anlamına gelen “ekonomi” kelimesi de buradan doğmuştur. Özetle, tarihte hanelerin bir araya gelerek kurulduğu ilk kentler, yani uygarlık kadınların eseridir. Geçmişten bu yana erkek egemen zihniyetin yarattığı ve toplumsal ilişkileri düzenleyen hukuk sistemi ise etkisini şehirlerde göstermektedir. Dünyanın her yerinde gözlemlenen bu zihniyete direnen şehirler mevcuttur. İzmir de bu şehirlerden biridir. Kastetmeye çalıştığım da budur. Çünkü İzmirli kadınlar bu şehirde son derece güçlü bir duruş sergilemekte ve iki hususta asla taviz vermemektedir: Yaşam tarzlarına müdahale edilmemesi konusundaki kararlılıkları ve geleceğe sahip çıkmak konusundaki güçlü duruşları. Bu iki meselenin siyasi tercihlerine de yansıdığını düşünüyorum… Bu iki husus ayrıca İzmirli kadınları son derece farkındalık sahibi, üretken ve bir o kadar da örgütlü kılıyor… Bunu somut şekilde gözlemlemek mümkün: Kadınların sivil toplumdaki ağırlığı dikkat çekicidir. Aynı şekilde ekonomik hayatta da son derece etkinler. Bunun için İzmir’deki kooperatiflere bir göz atmak yeterli… Erkek egemen siyasette değişim sürekli arzulanırken, kadınlar bu kentte son derece mütevazı dokunuşlarla ve eylemlerle değişimi kendiliğinden yaratıyorlar. Çünkü İzmirli kadınların değişime karşı son derece tutkulu ve hedef odaklı bir yaklaşımları var… Bu nedenle, söz konusu örgütlülüğü önemsemek ve güçlendirmek gerek.

Babanızla ilgili yapılan tartışmalar milliyetçi seçmenle aranızdaki bağa zarar verdi mi?
İzmir’de seçime giriyoruz. İzmir’i İzmirliyle birlikte yönetmeye talip olanların, babalarının atalarının ne yaptığı oylanmayacak bu yüzden İzmirli seçmen, ciddi anlamda İzmir’i içinde yaşamaktan daha fazla gurur duyduğu dünya genelinde örnek bir kent haline getirecek mi,getirmeyecek mi? Bunu oylayacak. İzmirli seçmen içine çekilmek istendiği bu tartışmaları hiç de umursamadığını,bu tartışmalar yerine projelerimize ve neler yapılması gerektiğini dile getiren geri dönüşlerden anlamaktayız.İzmirli bu ayrıştırmalı, sahte gündemler yerine, İzmir’in geleceğini önemsemektedir. Biz bu düşünceyi bildiğimizi için sürekli somut projeler ile kentin yaşam kalitesini bulunduğu noktadan daha fazla nasıl artıracağımızı,nasıl bir performans ortaya koyacağımızı anlattığımız için herhangi bir seçmenimizle aramızdaki bağa zarar gelmediğini düşünüyorum. Son olarak İzmir’de milliyetçi hassasiyetlerle hareket eden seçmenin de ayrıştırılması, İzmirlilerin hoşuna gitmeyecektir.

CHP’deki aday belirleme süreçlerinde yaşanan gerilimler seçmenin sandığa gidişini engeller mi?
Bunların seçmene yansıyacak bir olumsuzluk olduğunu düşünmüyorum. Seçmen neyi seçeceğini çok iyi biliyor. Hangi dinamiklerle karar vereceğini çok iyi biliyor. O nedenle ben bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Genel merkez son derece titiz bir çalışa yürüttü ve o çalışmanın sonucunda da en doğru adaylar tespit edildi.

Son olarak seçim ve sandık güvenliği konusunda nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz, bir ekiple çalışıyor musunuz?
Seçim ve Sandık güvenliği konusunda kalabalık gönüllü ekiplerimizle çalışmaktayız. Öncelikle parti örgütümüz aracılığı ile tüm sandıklara yeterli ve gerekli sayıda sandık sorumluları atıyoruz. İttifak ortağımız İYİ Parti’nin de değerli başkan ve üyelerinin desteğiyle İzmir’in her ilçesinde hemen hemen her okul ve sandıkta birer görevlimizin bulunmasını hedefledik.

Partilerimizin çalışması dışında, “Aşkla İzmir” sloganımızın İzmirimiz için ne kadar isabetli bir düşünce, ne kadar yerinde bir söylem olduğunu, gönüllü avukatlarımız ve gönüllü seçmenlerimizin görev alma ve destek olma talepleri çok anlamlı.