• “Seçime girmiyor oluşumuz, Ekrem İmamoğlu’nu desteklemek anlamına gelmez”
    23 Mayıs 2019

    Türkiye Komünist Hareketi (TKH) genel başkanı ve Bağımsız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Aysel Tekerek, ülkemizde ve dünyada yaşanan sıcak gelişmelerle ilgili 16Punto.com yazarı Çağdaş Gökbel’e çarpıcı açıklamalarda buluntu.

    YSK’nın seçimlere ilişkin kararını ‘Darbe’ olarak nitelendiren Tekerek, 23 Haziran’da yapılacak olan tekrar seçimine katılmayacaklarını ve bu kararın Ekrem İmamoğlu’na destek anlamına gelmediğinin altını çizdi.

    TKH (Türkiye Komünist Hareketi)’ ın bağımsız İstanbul Büyük Şehir belediye başkan adayıydınız. TKH, YSK’nın tekrar seçim kararı sonrası, yenilenecek seçimde sizin yeniden aday olmayacağınızı kamuoyuna deklere etti. Tekrarlanacak olan seçimde CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nu desteklemeyi düşünüyor musunuz?
    Partim TKH yaptığı açıklamada, YSK tarafından İstanbul Büyükşehir seçimlerinin iptal edilmesini gayrı meşru olduğunu söyleyerek, 23 Haziran seçimlerinin parçası olmayacağını ilan etti. Bunun sonucu elbette ki seçime girmemektir. Seçime girmiyor oluşumuz ise Ekrem İmamoğlu’nu desteklemek anlamına gelmez. Ekrem İmamoğlu’nun haklı olması doğru olduğu anlamına gelmez biz komünistler için. Seçim döneminde partimin desteklediği bağımsız aday olarak şahsım ve örgütüm, seçimden önce ne yapıyorsak ne anlatıyorsak onu anlattık aslına çalışmalarımızda. Bazı ezberleri bozmaya çalıştık ki; karşımızda duran en büyük ezber bu düzenin kökten değişemeyeceği ezberiydi. Halkın politik ufku düzen partileri açısından oldukça sınırlanmıştı. Var olan öfke ya da memnuniyetsizlik, bu düzenin reformu, AKP’siz bir Türkiye, demokrasi gibi kavramlar arasına sıkıştırılmıştı.

    “EKREM İMAMOĞLU İLE TEK ORTAKLIĞIMIZ ONUN HAKKININ GASP EDİLDİĞİNE DAİR GÖRÜŞÜMÜZDÜR”
    Halbuki biz tam tersini söylüyoruz. Düzen içinde daha iyisi olabilir ama bu en iyisi değildir. İnsanlığın ihtiyacı, milyonlarca yoksulun ihtiyacı ve hak ettiği şey “en iyisidir”. Seçimde hak ettiğimizin daha azına razı gelmeyeceğimizi belirttik. Şimdi son tahlilde AKP darbesi sonucu yenilenecek seçim düzlemine girmek, burada kendimize bir yer beğenmek ya da İmamoğlu’nu desteklemek bu doğruların sahipsiz bırakılması anlamına gelir. Ayrıca sizi temsil etmeyen bir adayı gerekçesi ne olursa olsun desteklemek, arkasına dizilmek, o adayın tüm adımlarının parçası olmak anlamına gelir. Bizim Ekrem İmamoğlu ile tek ortaklığımız onun hakkının gasp edildiğine dair görüşümüzdür. Bunun dışında da hiçbir ortak yanımız yok. Komünistlerin görevi bu süreçte inancı, umudu ve mücadeleyi gereğinden fazla sandığa hapsedilmesine karşı, emekçilerin baharının sosyalizm’de olduğunda ısrar etmek ve halkın bu yoldaki örgütlülüğünü inşa etmektir. Olası tüm darbelere, halk düşmanlığına karşı en güçlü yanıt bu inşa edilmeden verilemez.

    YSK’nın seçim kararı, muhalefet tarafından yoğun bir biçimde tartışıldı ve eleştirildi. YSK’nın bu kararı sizce Türkiye’nin siyasi geleceğini nasıl etkiler?
    Öncelikle şunu söyleyebiliriz, YSK’nın bu kararı bir sonuçtur. 17 yıldır ülkeyi soyup soğana çeviren, kamu kaynaklarını yağmalayan, emperyalizmde iş birliğinde sınır tanımayan gerici bir iktidarın, devleti de ele geçirdiğinin, hukuku, yargıyı da hakimiyetine aldığının en bariz örneğidir. Aslında YSK’nın bu tür uygulamaları yeni değil, ama en net örneği bu. AKP, bu kararı YSK’ya aldırarak seçimi kazanmayı hedefliyor. Çünkü AKP, durduğunda düşecek bir parti olduğunun farkında. O yüzden durmuyor, engel tanımıyor. Başkanlık rejimi ile birlikte ülkemizde Cumhuriyet’in yok edilmiş olduğunu belirtmişti partimiz. Daha Başkanlık rejiminin üzerinden bir yıl dahi geçmeden kör topal bir seçimi dahi kaldıramadığını görüyoruz. O yüzden tüm gelişmeler komünistleri haklı çıkarıyor. Yeni bir Cumhuriyete ihtiyacımız var bizim. Eskiyi özleyerek, AKP’yi terbiye ederek yeni bir Cumhuriyet’i tesis edemeyiz. Tüm bu kokuşmuşluktan çıkmak istiyorsak, eşit, özgür, laik ve sömürüsüz bir ülke lazım bize. Bugün yeni bir cumhuriyet mücadelesi verilmelidir. Emekçilerin bağımsız, laik cumhuriyeti!

    Tüm bu seçim tartışmaları bir tarafa, sokaktaki vatandaşın en önemli gündemi ‘ekonomi’. Ekonomistler, Türkiye’nin ekonomik bir krizin içerisinde olduğu konusunda hemfikirler. Yoksulların giderek daha yoksul olduğu bir ülkede siz nasıl bir çıkış yolu öneriyorsunuz?
    Tek çıkış yolu var, emeğin için, ülken için örgütlenmek. Sermaye düzeni emeğe, ülkeye saldırırken bir şeye saldırmayı da asla ihmal etmiyor, o da umudumuza… Bakın işsizler meclis önünde, belediye önlerinde bedenlerini ateşe veriyor. Krizin faturası emekçilere kesiliyor ama bir yandan sermayedarlar kar rakamları açıklıyor. Bir kurtuluş yolu arıyorsak işte tam da buraya bakmalıyız. Umutsuz ve örgütsüz bırakılan ya da örgütlülük denince, bireysel çıkarlarını hayata geçireceği her tür ilkesiz yandaşlığın akla getirildiği bir düzlemi karşımıza almak zorundayız. Ülke emperyalizmin ileri karakolu olmuş, dünya kana bulanmışsa emperyalizme karşı, gericiliğe karşı, sömürüye karşı durulmadan mücadele edilemez. Bu mücadele emekçilerin mücadelesi haline getirildiğinde işte o durumda, onun ayak sesleri daha da güçlendiğinde bizim için bahar başlamıştır. Gerisi yalancı bahardır.

    Haftanın en çok tartışılan konularından biriside İran ve ABD arasında yaşanan gerginlik oldu. Bölgede büyük bir savaş olasılığı olduğuna dair güçlü tartışmalar yürütülüyor. ABD, İran’a müdahale ederse bunun ülkemiz ve dünya siyasetine olan etkisi sizce ne olur?
    Çok uzunca bir zamandır ABD emperyalizminin İran’a yönelik kuşatma politikası devam ediyordu zaten. Ortadoğu’da ve İran’ın doğusunda ABD emperyalizminin askeri üslerine bakarsanız bu gerçeği net olarak görebiliriz. Neredeyse İran’ın her tarafı ABD askeri üsleri ile dolu. Şimdi bu üslerden ikisi ülkemizde. Kürecik radar üssü ve İncirlik üssü. Bunun dışında Konya’dan ABD uçaklarının kalktığını biliyoruz. Bununla birlikte yine AKP iktidarı döneminde yakınlaşılan Katar’da bulunan bir üs var. Bu üs ABD açısından çok kritik bir üs. ABD emperyalizminin hava ve deniz üssü bulunan Katar’a Türkiye’nin de askeri üs açmasını dikkatinize çekmek istiyorum. Bütün bu fotoğraf bize bir şey gösteriyor. ABD emperyalizmi İran’a yönelik bir saldırı sürecini örüyor ve AKP iktidarı özünde bu politikanın bir parçası olarak duruyor.

    “BUGÜN KÜRT SORUNUNU EMPERYALİZMİN BÖLGESEL ÇIKARLARINDAN VE TERCİHLERİNDEN BAĞIMSIZ ELE ALAMAYIZ”

    Irak ve Suriye’nin parçalanması bu amaçla emperyalizmin önündeki hedeflerden birisi. Suriye parçalanacaktı ve İran’a sıra gelecekti. Fakat Suriye’de meşru Suriye hükümetinin ve halkının direnişi bu hesapları bozdu. ABD açısından ise Suriye’de Kürt siyasetine yönelen bir politika değişikliği ile beraber bölgedeki hesaplarından vazgeçmediğini gösterdi. En başta İsrail’in güvenliği ve Çin ile ticaret savaşlarında yeni bir hamle olarak okumak gerekir İran’ın emperyalizm tarafından hedef tahtasına oturtulması. Şöyle ki, İsrail açısından Lübnan Hizbullah’ın arkasındaki güç İran ve İran aynı zamanda Çin açısından önemli bir enerji temin edebileceği ülke. Aynı zamanda İran’ın “İpek Yolu” denen açılımı açısından İran’ın etkisizleştirilmesi emperyalizm açısından merkeze konmuş durumda. Bunun bölgemize etkisi büyük olur. Ülkemizin, olası bir saldırının yanında yer alması kabul edilemez bile. Tersine emperyalizmin İran’a yönelik saldırısının karşısında yer almalıdır. AKP iktidarının ve sermaye devletinin emperyalizmin İran’a yönelik müdahalesini bir pazarlık kozu olarak kullanacaktır. Ancak açıktır ki Irak, Suriye ve İran’ın parçalanma siyaseti ülkemize yönelik de etkileri başta Kürt sorununda olmak üzere büyük olur. Bugün Kürt sorununu emperyalizmin bölgesel çıkarlarından ve tercihlerinden bağımsız ele alamayacağımız bir kesit içindeyiz.