• Pazar Öyküleri | Marta…
    29 Eylül 2019

    Zeliha ŞEMİN

    Marta bugünü kendine ayırmıştı. Yalnız kalıp biraz sessizce vakit geçirmeye ihtiyacı vardı. Ne yapayım diye düşünürken vapurda buldu kendini. Böyle ne yapacağını bilmediği günlerde karşıya geçip biraz turlayıp bir saat sonraki vapurla geri dönmeyi çok severdi. Bazen daha da uzadığı olurdu bu gezilerin ama mutlaka son vapurla geri dönerdi. Vapurda boş bir alanda bir parça soluklandı. Bir yere oturdu. O sırada deniz havası almak fikrinin ne kadar iyi olduğunu düşündü. İyi hissetmek için bazen ufak çabalar yeterli. “Tebdili mekanda ferahlık vardır” derdi büyük annesi şimdi hayatta olsaydı. Martılara simit atarak vakit geçiren insanları ve bir parça simit için gün boyu yarış halinde, vapur peşindeki ahmak martıları düşündü. Hayatta kalmanın daha eğlenceli yolları olmalı… Mesela onun, şehrin işlek sokaklarında, güneşli bir noktadan gelip geçenleri izlemek, herkesin kafasından geçenleri mimiklerine, yürüyüşlerine göre tahmin etmeye çalışmak en büyük eğlencesiydi.

    Bir süre sonra gözü yanında oturan kadına takıldı. İlk önce ayaklarını inceledi. Büyük annesi yanında olsa “Dost başa, düşman ayağa bakar” derdi; ama o insanların ilk önce uzuvlarına bakıp nasıl bir görüntüye sahip olduklarını tahmin etmek gibi bir oyun uydurmuştu ki bu onu çok eğlendiriyordu.

    Siyah kaba kış botları… Mevsim geçişlerinde bocalama  haline aşinaydı. Bu Nisan güneşinde bu botları giydiğine göre hayli garantici, değişimi takip etmekte zorlanan biri diye geçti aklından. Sonra gözü ellerine kaydı. Nemli ellerini kucağında birleştirmiş, baş parmağındaki yarısı silinmiş ojeyi çıkarmaya çalışıyordu. O sırada hayli tedirgin olduğunu, kurtulmak istediği bir düşünce ile boğuştuğunu hissetti. Marta insanların böyle dönemlerinde kendilerine garip uğraşlar bulup, kayda değer, sabit bir sakinlik içinde saatler geçirebileceklerine şahit olmuştu. Bir dönem beraber yaşadığı ev arkadaşı Güliz de böyleydi. Salonun en uç köşesindeki o saçma renkli koltukta bir gün boyunca hiç kalkmadan oturup tırnakların kenarındaki etleri yolduğunu görmüş, yanına gidip konuşmak istemiş fakat yapmamıştı. Sessizce onun, o köşede günü tamamlayışına şahit olmuştu. Böyle zamanlarda insanların kulağına fısıldayabilecek sihirli bir sözcük öğrenmeliyim diye düşündü Marta.

    Şimdi aynı tedirginliği yanında oturan kadın için hissediyordu. O an ihtimaller geçti aklından. Ama insanların hayatı kendileri için bile isteye ne kadar zorlaştırdığını gördüğünden, ihtimallerin fazlalığı, onu bu düşünceden hızla uzaklaştırdı. Bir süre sonra bir telefon sesi duyuldu. Çalan, yanında oturan kadının telefonuydu. Telefonu bir süre elinde tuttu kadın. Tam  açmayacak diye düşünürken açtı telefonu. Ne merhaba dedi, ne bir şey sordu,  ne de söyledi. Telefon kulağında, cızırtı halinde gelen sesi dinledi. Ne bir ses, ne bir onay sözcüğü….  Kısa, kesik soluk almaları hızlandı kadının. Sonra kısa kısa burun çekişleri duydu Marta. Sanırım ağlıyor diye düşündü. Yüzüne bakmıyordu. Yüzüne bakmak onu duyguları ile yüzleştirecekti sanki. Hala cızırtı halinde bir erkek sesi geliyordu telefondan. İstemsizce ihtimalleri düşünmeye başladı. Ne gibi bir çıkmazdı kim bilir. Belki bir şey söyler diye bekledi. Burun çekişleri hızlandı kadının. Karşı konulmaz bir merak duyuyordu kadına. Onun hüznünün sebebini öğrenmek istiyordu. Cızırtılı sesin şiddeti gitgide artıyordu. Bir aralık cızırtı kesildi. Tam kapatacak diye düşünürken konuşmaya başladı kadın:

    “Biliyorum. Haklı olduğunun farkındayım ve bu beni mahvediyor. Ama elimden bir şey gelmiyor. Gelse de senin yönünde adım atacak cesaretim yok. Haklı olma çabandan sıkıldım. Tamam haklısın. Hep öyleydin… Mutluluk sandığın gibi bir şey değil benim için. Bu bir denklem değil. Daha kötüsü senin hayatının temeli gördüğün o boktan formüllerin hiçbir işe yaramıyor. Bu bir akış ve ben bu akışta yönümü kendim bulmak istiyorum.”

    Son cümleler bir fısıltı halindeydi. Hayal meyal duyduğu sözcükleri anlamlandırmak için gözleri kısıldı Marta’nın. Sonra halinden utandı. Bu biraz fazla bir merak değil miydi? Sonra başka şeyler düşünmeye çalıştı ama yanı başındaki kadının az önce yaşadığı kopuştan uzaklaştıramadı düşüncelerini. Kadın hala yanı başında, nemli elinde telefon,  yarısı çıkarılmış ojeleri…  Ağlıyor belki diye düşündü. Yüzüne bakmak istedi. Vapurun kıyıya yaklaşmasını fırsat bilerek ayağa kalktı.  Kadına baktı. Ağladığını düşündüğü kadının yüzünde huzurla mutluluk karışımı bir ifade yerleşmiş, cılız bir gülüşle sanki bir boşluğa baktığını fark etti ve hızla uzaklaştı yanından.  Her kopuşun bir hüzün barındırdığını kimden öğrenmişti hatırlayamadı.  Ama yeni bir şey öğrendi Marta vapurdan inerken; “Hayat formüllerle yaşanmaz”.

    Marta hemen kalabalığa karışmak istedi. Şehrin en işlek caddelerinden birinde aldı soluğu.  En sevdiği şeyi yaptı. O kalabalık caddede, insan kalabalığının kendiliğinden belirlediği akış yönünün tersine yürüdü. Böylece insanların yüzlerine bakmak, onları incelemek daha kolaydı çünkü. İyi giyimli, salaş, hüzünlü, neşeli, gergin, tartışan, konuşan, bekleyen insanları inceledi. Hepsinin hikayesini merak etti. Kendince hikayeler uydurdu hepsi ile ilgili. Kendi kendine güldü. Yol boyu onu görenlerin yüzlerinde hafif bir tebessüm belirdi, bazıları görmezden geldi, bazıları uzaklaştı yanından. Ama o hiç neşesini yitirmedi. Nice sonra yorulduğunu hissetti. Vapur iskelesine varmak için geriye dönüp yürümeye başladı, ama iskeleye varıncaya değin oyununu sürdürdü.

    İskeleye vardığında vapurun kalkmak üzere olduğunu gördü. Yetişmek için koşturmaya başladı. Tam içeriye girecekken görevli ile göz göze geldiler. Yüzüne sempatik olduğunu düşündüğü bir hal takındı, usulca turnikeden geçerken görevli onun izlemeye devam etti. Yanından geçerken görevli büyük bir sevecenlikle baktı Marta’ya ve eğilerek:

    “Haftalık gezintini tamamladın demek ki köpekçik. Geç bakalım. Haftaya yine bekleriz.”

    Köpekçik denmesine çok içerlerdi Marta, “Ben size İnsancık diyor muyum?” diye söylendi usulca. Sinirli bir şekilde ayrıldı görevlinin yanından. Hızla vapura doğru yol aldı. Kendine yeni bir yer seçti ve oturdu. Yanına bir adam oturdu. Adamı incelemeye başladı Marta. Her zamanki gibi ilk ayaklarına takıldı gözü.

    Büyük annesi yanında olsa “Dost başa, düşman ayağa bakar” derdi.