Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne: Sanayi Devrimi ve Digital Devrim

Osmanlı Hanedanı 1789 Devrimi’nin sonuçları ile sanıldığından çok daha fazla ilgilendi. Saray; devrimin ardından Fransa’da iktidarı yitiren “Aristokrasinin” yerini, Memalik-i Al-i Osman’da Ayan’ın almasından ve iktidara ortak olmasından çekiniyordu.

Kanuni döneminde artan rüşvet ve kayırmacılığın giderek yaygınlaşması ve fetihlerin sona ermesiyle azalan kamu gelirleri, ekonomik dengeleri altüst ederken, hanedanın giderlerini de karşılayamıyordu.

Amerika’nın keşfinin ardından, gümüş ve altın gibi değerli madenler eski kıtaya akarken, ekonomik güç merkezi önce  Akdeniz’in Batısına ve daha sonra Kuzey Avrupa’ya geçti. Eski Dünya’da mali dengelerin altüst oluşu, bu alandaki askeri üstünlüğün teknolojiye dayanan Avrupa ülkelerine geçmesine yol açtı.

Fetihlerin durması; egemenlik altına alınan yeni topraklardan sağlanacak ganimetleri de ortadan kaldırdı. Doğal olarak bu süreçte Osmanlı askeri sistemini besleyen ikta rejimi-miri toprak düzeni-, savaşlar için gerekli finasmanı sağlayamadı.

Savaşa gidemeyen sipahiler ve Leventler, gelirlerini yitiren Derbent teşkilatının güvenlik boşluğundan yararlanarak, köylüler ve tacirlerden haraç almaya ve soygunlara giriştiler. Kırsalda ve İstanbul dışındaki kentsel yerleşim merkezlerinde, son dönemde sığ tarih anlayışıyla yere göğe sığdırılamayan, Kanuni Döneminin sonlarına doğru; başta Anadolu, imparatorluğun farklı bölgelerinde yaşayan halklar arasında, resmî görevlilerin baskılarından yıldıklarını dile getiren söylentiler dolaşmaya başladı. “Padişah gayrı kocamıştı ve küffara sefer eyleyecek takatten düşmüştü.”

Ama iktidar savaşları bütün gücüyle sürüyordu. 

Saray’daki taht kavgası yüzünden, Kanuni’nin Zigetvar seferi sırasında ölümünün askerden gizlenmesi bu yüzdendi.

Merkezin giderek zayıflayan otoritesi, “miri” toprak düzeninde mülk edinme hakkına sahip olmayan zaimlerin, ellerindeki toprakların gelirlerini kendilerine ayırarak, kişisel servetlerinde ciddi artışlara neden oldu.

İngiltere’de başlayarak Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerini de etkisi altına alan Sanayi Devrimi, özellikle İmparatorluğun Batı topraklarında “Ayan” adı verilen bu kesimin, Avrupa sanayisi için tarımsal üretim yoluyla, ciddi ölçülerde ekonomik güç kazanmaları sonucunu doğurdu.

Saray yönetimi; denetim azaldığı için gelirini sarayla paylaşmakta  cimri davranmaya başlayan “Ayanın”, siyasal bir güce dönüşmesinden çekiniyordu.

Batı; Sanayi Devrimi’nin yol açtığı büyük değişim sonucu yeni bir sisteme geçerek, olağanüstü boyutlu pazar paylaşımı savaşına girişirken, Osmanlı; hanedanın korunmasına öncelik vererek, 3. Selim’den itibaren 2. Mahmut’un saltanat döneminde yoğun biçimde merkezi idareyi güçlendirecek değişikliklere girişti.

Örneğin Yeniçeri Ocağı’nın dağıtılması, ortaların nerdeyse tümünün kılıçtan geçirilmeleri, İstanbul’da kışlalarının topa tutulması, canlarını kurtarmak amacıyla Belgrad Ormanı’na sığınmalarının ardından, bu ormanın 2. Mahmut’un sonradan Nizam-ı Cedid adını alacak, Asakir-i Mansure-i Muhammediye birliklerince ateşe verilmesi, hanedanın ömrünü uzatacak yapay bir süreci başlattı.  

Ancak kapitalist sanayileşmenin kaynakları olan başta petrol ve değerli madenleri elinde tutmasına karşın Osmanlı’nın, Sanayi Devrimi’ni ıskalamasını önleyemedi.

Yeni askeri sistem Mısır Valisi konumundaki Kavalalı’nın, İngilizlerin desteğiyle merkeze kafa tutmasını ve Nizip Savaşı sonunda (1839) İmparatorluğun çöküş sürecinin hızlandığını görememişti. Ama  henüz yüzbaşı rütbesinde iken Almanya’dan uzman kimliğiyle davet edilen von Moltke bu durumu bütün yalınlığıyla kısa sürede farketmişti. 

Anılarında koruyan bir dille söz etmesine karşın, danışmanlığını üstlendiği Sadrazam Hüsrev Paşa’nın, “Dünyanın düz olduğuna inandığını ama nezaketen yuvarlak olduğunu kabullendiğini”, dostlarına anlattığı bilinir. 

Moltke İmparatoluğu yönetenlerin öngörü eksiklerinin bilgisizlik ve bilim dışı düşünceden kaynaklandığını kısa sürede anlamıştı.

Yaşadığımız bu dönemde; Osmanlı’nın ıskaladığı Sanayi Devrimi kadar hatta belki çok daha önemli bir sürece girilirken, Türkiye’de Digital Devrimi (Sayısal) tartışan bir siyasal parti ya da siyaset anlayışı var mı?

Bahattin Yücel Kimdir?

Bahattin Yücel 1949 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Turizm sektörünün her kademesinde 40 yılı aşkın hizmet verdi. TÜRSAB Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Sekreterliği (1978-1983), Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı (1983-1987), 3 dönem TBMM’de İstanbul Milletvekilliği (1989-1991),  19. ve 20. Dönem (1991-1999) Bayındırlık, İmar ve Turizm, Fail-i Meçhul Cinayetleri Araştırma ve Gazi Mahallesi Olaylarını soruşturan Özel Komisyonda üye olarak yer aldı. 54. T.C Hükümetinin Turizm Bakanlığı'nı üstlendi.