“Liyakat Manifestosu” yayımlandı

Uzunca bir süredir ülke sorunlarına çözüm olarak önerilen “liyakate dayalı bir sistem” talebine yanıt üretme iddiasını taşıyan kitap yerli ve özgün bir liyakat modeli öneriyor.

Dr. Yılmaz ülkede giderek yaygınlaşan liyakat çağrıları üzerine şunları söylüyor: “Bugün gelinen noktada sosyal veya siyasal aidiyet, meslek ya da uzmanlık alanı ayırt etmeksizin ‘liyakat gerekli’ söyleminde ortaklaşılmış olması en azından ‘teşhis’ noktasında yol aldığımızı gösteriyor. Tekil sorun alanlarının özgüllüğünde kaybolmadan net olarak söyleyebiliriz ki günümüz problemlerinden emanetleri ehline vererek ve adaletle hükmederek kurtulmamız mümkün.”

BİLİMSEL, YERLİ VE ÖZGÜN BİR LİYAKAT MODELİ
“Liyakat Manifestosu”, ilk kez Türk bilim insanlarınca geliştirilen Dokuz Tip Mizaç Modeli’ne dayanıyor. Türkiye’deki bazı seçkin eğitim kurumlarında başarıyla uygulanan Dokuz Tip Mizaç Modeli’nin iş yaşamına uyarlanmasıyla birlikte model, İnsan Kaynakları (İK) alanında da kullanıma sunuluyor.

Model, Mizaç Temelli Liyakate Dayalı İnsan Kaynakları Modeli (Mitelik) ismi verilen bir web yazılımla bir iş yerinde görevin gerektirdiği yeterlilik, yetkinlik ve davranışsal olgunluk değerlerini ölçebilen, mizaca dayalı liyakat esaslı bir sistem öneriyor.

Kitapta liyakat süreçlerinin önündeki en büyük engellerden birinin toplumsal kesimlerin tümünde gözlemlenen ideolojik muhafazakârlık olduğu savunuluyor.

Bu durum kitabın girişinde şöyle değerlendiriliyor:

“Ekonomi, terör ve eğitim gibi en önde gelen sorunlarımızın altında; kalıpçı muhafazakâr tutumlarımızın etkisi son derece büyüktür. Toplumsal kimlik rollerimiz (etnik, mezhepsel, sosyal ve ekonomik) bu denli yoğun muhafazakâr kalıplarla savunulduğu için, henüz evrensel ve milli insan kaynak potansiyelimizin liyakatle ele alınması istenen ölçüde somutlaşabilmiş görünmüyor.”

KALKINMA VE LİYAKAT
“Toplumsal birikimimizde, en az liyakat kadar kendine yer bulan bir diğer kavram da ‘kalkınma’. Toplumu oluşturan bütün bireylerin mizacında mündemiç olumlu/olumsuz potansiyelleri ölçebilen ve onlara yön veren; ilgi, yetenek, beceri alanlarına göre bireylerin potansiyellerini açığa çıkarabilecek bir eğitim sürecini organize eden, bireylerin mesleki ve toplumsal yaşama en verimli ve sağlıklı şekilde katılmalarını sağlayan bir liyakat sürecinin hem toplumsal refaha hem de enerji kaçaklarını önleyerek ekonomik kalkınmaya ciddi düzeyde katkı sağlayabileceği açıktır.

Mizaçsal yatkınlığı, ilgisi, yetenek ve becerileri itibariyle başarılı bir tasarımcı olmasını bekleyebileceğimiz bir çocuğun aile, çevre vb. etkilerle, örneğin avukat olmaya zorlandığı bir durumu örnek olarak ele alalım. ‘Aile zoru’ diye adlandırılabilecek bu etki altındaki çocuk, kendine yönelik beklentileri karşılayamadıkça akademik yaşamında verimsizleşecek, bocalayacak ve hasbelkader avukat ya da bir başka mesleğe yöneldiğindeyse kendini gerçekleştiremediğini hissettikçe mutsuz olacaktır. Aynı zamanda ‘isteksizce’ yaptığı o işe sahip olduğu potansiyelin tümünü yansıtamayıp o işin ‘hakkını vermekte’ de zorlanacaktır. Bu fasit daire toplumda hiç de azımsanmayacak oranda bireyleri üretim sürecinin dışına itmekte ve ciddi oranlarda insan kaynağı israfına neden olmaktadır. Bahse konu örnekteki avukatın ilgi ve becerilerini çocukluğundan itibaren değerlendirebilen bir eğitim sistemi ile mesleki yaşamında olumlu potansiyellerini açığa çıkaracak bir İnsan Kaynakları anlayışının rehberliğinde mesleğinde başarılı ve üretken, kendini gerçekleştirdikçe mutlu ve toplumsal refaha katkı sunan bir birey olması alternatif bir gelecekte ‘ütopya’ olmak zorunda değil.”