• Kadın gazeteciler: ‘Tık avcılığı için’ mağduriyet diline son verilsin
    02 Eylül 2019

    Özlem Meral

    Kırıkkale Menderes Caddesi’nde 18 Ağustos’ta Fedai Varan, eski eşini Emine Bulut’u 10 yaşındaki kızlarının yanında bıçaklayarak öldürdü.  Bulut’un “Ölmek istemiyorum” çığılığı, sosyal medyada kadına cinayetlerine yönelik tepkiye dönüştü.

    Sosyal medya kullanıcıları “Ölmek istemiyoruz” etiketleriyle kadın cinayetlerinin durdurulmasını talep etti. #EmineBulut etiketi ise kısa sürede ilk sıralara yerleşti.

    Haberin hızla yayılması ‘kadın odaklı habercilik’ ve ‘gazetecilik etiği’ gibi tartışmaları da gündeme getirdi. Öylesi bazı haberlerde kadın cinayeti geri planda kalarak şiddettin pornografisi içeren, “İşte kare kare Emine Bulut cinayeti!, Emine Bulut’un son anladı’ , ‘Korkunç cinayet böyle başladı” başlıkları atıldı. 

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) sosyal medya hesabından yapılan açıklamada da tüm gazeteciler, erkek şiddeti konusunda, etik gazetecilik yapmaya çağrıldı.  Kadın cinayetinin ‘tık avcılığı’ için kullanıldığının altını çizen kadın basın çalışanları, ‘mağduriyet diline son verilsin’ dedi.

    ‘MAĞDURİYET DİLİNDEN KAÇINILMALI’

    Gazeteci Eda Narin’e göre “kadın cinayetlerinde, cinayetin ayrıntısının haberlerde verilmesi şiddetin yeniden doğmasına neden oluyor”. Görüntülerin yayınlanmasının öldürülen kişinin ailesini ikinci kez mağdur ettiğinin altını çizen Narin meslektaşlarına,Basın çalışanlarının kadın cinayetleri haberlerinde mağduriyet dilinden kaçınarak güçlendirici bir dil kullanma” çağrısı yapıyor.

    Eda Narin açıklamalarına şöyle devam etti;

    “Emine Bulut’un öldürülmesi Türkiye’de toplumsal açıdan insanların ses çıkarmasına vesile oldu. Günde 3 kadının öldürüldüğü Türkiye’de ne yazık ki toplumun kadın cinayetlerine alışıyor olması gibi acı bir gerçek karşımızda duruyor aslında. Tabi ki bu iktidarın ve medyanın ürettiği söylemlerden bağımsız değil. Emine Bulut cinayetinin ses getirmesinin sebebi kadınların görünür kılınmak istenmeyen “Ölmek istemiyoruz” çığlığının bu kez kayıt altında olmasıydı. Bir kadının ölümü ve bir çocuğun annesinin ölüm anına şahit oluşunu tüm Türkiye sosyal medyadan izledi. Çünkü görüntüler çok çarpıcıydı. Fakat öte yandan yıllardır söylediğimiz ve çok net anlaşılmasını istediğimiz bir şey var: “Şiddetin pornografisini yapmamak” İşte burada bu sorumluluğu yüklenecek mecra basın oluyor. Fakat kadın ve LGBTİ+ cinayetlerinde gördüğümüz şey bunun tam tersi. Türkiye medyasının geldiği son nokta itibarıyla “tık avcılığı” etik haberciliği bitiriyor diyebiliriz.”

    Görüntülerin yayınlanmasına yönelik tepkilerin ardından videonun daha az paylaşıldığını hatırlatan Narin, “Sürecin devamında videonun daha az yayıldığını fark etsek de bu sefer de Emine Bulut ve kızının ses kayıtlarının yayılmaya başladığına tanık olduk. Artık şunu anlamamız gerekiyor. Bir kadın öldürüldüğünde onun öldürülüş şeklinin ayrıntısını vermek, cinayet görüntülerini yayınlamak bu şiddeti yeniden doğuruyor. Ayrıca bu görüntüler öldürülen kişinin yakınlarının hayatlarını da etkiliyor.” diye konuştu.

    Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Şehlem Kaçar’a göre ‘Şiddeti doğrudan gösteren haberler, toplumu şiddete yönlendiriyor‘.  Haber merkezlerinin bir kişinin son anlarını içeren, şiddet ve dehşeti içeren görüntüleri yayınlamasının ‘insanlar videolarla mı şiddete ikna oluyor‘ izlenimi yarattığını belirten Kaçar, ‘videoların haber merkezlerinde değil, mahkeme dosyasında yer alması gerektiğine’ vurgu yapıyor.

    Şiddetin toplumda şok etkisi yarattığını ancak çözümden uzaklaştırdığını belirten Şehlem Kaçar şöyle devam ediyor; “Medyada şiddet görüntülerinin kullanılması talepleri bir yana bıraktırıyor. Görüntüler ‘kadın cinayetleri münferittir algısını’ güçlendiriyor. Çözüm olarak yaşam hakkı ihlali olan olan idam talebini güçlendiriyor. Cinayetlerin politik olduğu tartışılmalı ve otoriterelin bu konuda adım atması talep edilmelidir. Bunun bir sistem sorunu olduğu ve politik olarak adım atılması gerekir. Bunun için ilk başta İstanbul Sözleşmesi için adımların atılması gerekir.”