“İstanbul’u ikinci kez kaybetmek, AKP’ye şimdiye kadar verilmemiş büyüklükte bir hasar verecektir”

İleri Haber yazarı Can Soyer, gündemdeki gelişmeleri ve İleri Haber’in Twitter ile yaşadığı sorunu tüm ayrıntılarıyla Çağdaş Gökbel’e anlattı.

İleri Haber’in twitter hesabının Nurettin Yıldız’ın telif şikâyeti üzerine askıya alınmasının gelecekte haberciliği ciddi bir biçimde tehdit edeceğini belirten Soyer, bu tip başvurularda kurnazca bir taktik yürütüldüğünü ve Türkiye’deki telif uygulamalarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye gündemini de değerlendiren Can Soyer, AKP’nin krizleri çözmek yerine bu krizleri görmezden geldiğini ve ötelediğini, bunun neticesinde AKP’nin ülkeyi yönetemez hale geldiğini söyledi.

İleri Haber Portalı’nın twitter hesabı Nurettin Yıldız’ın telif şikâyeti üzerine askıya alındı. Soruya geçmeden önce sizin vasıtanızla İleri Haber’deki meslektaşlarıma geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hakikaten trajikomik bir vakayla karşı karşıyayız. Neler yaşandığını ayrıntılarıyla birlikte anlatır mısınız?
Teşekkür ederiz. Yaşanan şu: İleri Haber’in Twitter hesabından duyurduğu 3 haber hakkında telif şikayeti söz konusu. Haberlerle ilgili mahkemeye yapılmış bir başvuru yok, sadece Twitter’da paylaşılmış olması nedeniyle şikayet var ve şikayetin konusu da telif haklarının ihlali.

Bu şikayetlerden ikisi Nurettin Yıldız adlı gericiye ait. Kendisi kamuoyunda çocukların evlendirilebileceği yönündeki görüşleriyle tanınıyor. Nurettin Yıldız, “çocuklar evlenebilir” dediği videosu için geçen sene de Twitter’a telif şikayetinde bulunmuş ve paylaşımlarımızı sildirmişti. Bu defa da bir başka videosu için telif hakkı şikayetinde bulunmuş; bu da aslında kamuoyunun bildiği bir konuşmasından yapılan haber; “ateistlerle konuşmayın, yoksa siz de ateist olursunuz” sözlerini sarf ettiği konuşması.

Şikayetlerden sonuncusu ise Sony Music tarafından yapılmış. Suudi Arabistan’da dans ettiği bir videoyu Youtube üzerinden yayınladığı için ceza alan bir çocuğun haberini yapmıştık, ki birçok site yaptı bu haberi. İşte bu çocuk, videosunu Youtube’da yayınlarken arka plana da bir müzik koymuş. Müziği İleri Haber koymadı, videonun orijinalinde müzik var ve video şu anda da Youtube üzerinde erişime açık. Ancak habere konu olan videodan 40 saniyelik bir kesiti Twitter anonsunda kullandığımız için Sony Music tarafından telif hakkı ihlali gerekçesiyle şikayet edilmişiz.

“NURETTİN YILDIZ, DAHA ÖNCE BİZİ MAHKEMEYE VEERDİ VE BİZ O DAVADAN BERAAT ETTİK”
Konunun ne hukuki ne de basın etiği açısından sorgulanabilir bir tarafı bulunuyor. Örneğin, Nurettin Yıldız da Sony Music de ilgili şikayetlerini yargıya yapsaydı hiçbir şey elde edemezlerdi, çünkü burada özgün bir içeriği telifsiz kullanarak haksız kazanç elde etmek söz konusu değil; burada olan kamuoyunu ilgilendiren ve haber değeri taşıyan bir olayın yurttaşlara duyurulması. Nitekim Nurettin Yıldız, daha önce bizi mahkemeye de verdi ve biz o davadan beraat ettik. Herhalde, yargı yoluyla bizi sansürleyemeyince Twitter’in bu boşluğunu kullanmaya karar vermiş kendisi.

Aslında olay şu: Nurettin Yıldız kamuoyunca tanınan bir figür; konuşmalarını da gizli gruplarda veya üyelikle erişilebilen mecralarda değil Youtube gibi herkesin erişimine açık, bu anlamda kamusal platformlarda yapıyor. Bizi telif gerekçesiyle şikayet ettiği videosu şu anda da Youtube’da erişime açık ve isteyen herkes girip izleyebilir. İşte bu konuşmasında bizce haber değeri taşıyan sözler de sarf ediyor ve biz de habercilik sorumluluğu ve gazetecilik etiği ilkelerinden hareketle bu sözleri haberleştirerek okurlarımıza duyuruyoruz. Üstelik konuşmanın tamamını falan değil, 30-40 saniyelik bir kısmını kullanıyoruz. Bu tür bir kullanımın telif hakkıyla hiçbir ilgisi yok. Nurettin Yıldız gibileri, içinde yaşadığımız kapitalist toplumların mülkiyeti kutsayan yaklaşımını iyi bildikleri için şikayetlerini bu kılıfa sokmayı uygun görmüşler. Gerçekten kurnazca bir taktik aslında.

Bu noktada, Twitter’ın Türkiye’de izlediği hukuk ve telif uygulamalarını tekrar gözden geçirmesinde fayda olduğunu da söylemeliyim. Bunu sadece İleri Haber adına değil, birçok meslektaşım adına da söylüyorum, çünkü kendi aramızdaki sohbetlerde bu konudan başı derde giren birçok arkadaşımız olduğunu konuşuyoruz, biliyoruz. Haber haberdir; özgün içeriğin ticari kazanç amacıyla çalınması, taklit edilmesi vb. telif hakkı kapsamına girer, ama bu haber değildir. Twitter ikisi arasında sarih bir ayrım yapmayarak ve sadece şikayetçi tarafın beyanını esas alarak özellikle habercilik gibi kamusal bir meslekle iştigal eden bizleri zor durumda bırakıyor. Sadece bizleri de değil, okurlarımızı ve yurttaşlarımızı mağdur ediyor, çünkü haber alma hakkı da evrensel bir hak olarak tanınmış durumda.

Türkiye’deki siyasal ve politik gelişmeler doğrudan gazeteciliği etkiliyor. Politik baskılar yetmiyormuş gibi bir de bu politik iklimin yarattığı vasat, sapık ya da katil kişiliklerle de boğuşmak zorunda kalıyoruz. Tüm bu gerçekleri göz önüne aldığınızda sizce Türkiye’de gazeteciliği nasıl bir gelecek bekliyor?
Türkiye’de gazeteciliğin durumu da statüsü de geleceği de pek parlak görünmüyor elbette. Bunun bir ayağı içinde mesleğimizi icra etmeye uğraştığımız ülkemizin koşulları. AKP iktidarının hukuk ve meşruiyet tanımayan baskısını en çok hisseden, yaşayan, maruz kalan kesimlerden biri gazeteciler. Bunun yanında medya organlarının ve basın dünyasının neredeyse tümüyle yandaş sermaye grupları tarafından işgal edilmesi söz konusu. Bu hem habercilik niteliğinin yerlere kadar düşmesine hem de birçok meslektaşımızın işlerinden olmasına sebep oldu. Dolayısıyla, gazeteciliği geleceği, ülkenin geleceğinden bağımsız ele alınamaz.

“İNTERNET GAZETECİLERİ, SİGORTASI YAPILSA BİLE BÜRO ÇALIŞANI SAYILIYOR VE GAZETECİLİK SENDİKALARINA ÜYE OLAMIYOR”
Tüm bu olumsuz koşullara rağmen, gazeteciler mesleklerini bin bir zorlukla ve fedakarlıkla sürdürmeye çalışıyorlar. Özellikle internet gazeteciliğinin yaygınlaşmasıyla birlikte habere ulaşmak ve haberi servis etmek konusunda çok ciddi imkanlar açıldı. Ancak aynı dönemde kuralsız, sigortasız, düzensiz çalışma, aşırı uzun çalışma saatleri gibi sorunlar da büyüdü. Şu anda birçok arkadaşımız internet gazeteciliği yapıyor ve bu eğilimin artarak süreceği anlaşılıyor. Buna rağmen, ülkemizde hala internet gazeteciliği yasal statü olarak tanınmamış durumda, bu konuda bir mevzuat yok. Örneğin, internet gazetecileri, sigortası yapılsa bile işkolu açısından büro çalışanı sayılıyor ve gazetecilik sendikalarına üye olamıyor. Dolayısıyla, bir yandan ülkenin genel gidişinden bir yandan da mesleğimize dair sorunlar karşısında fiili ve hukuki boşlukların tahribatından çokça etkilenen, olumsuz etkilenen bir tablo var.

Tabii ki gazeteciler de çeşitli platformlarda bir araya geliyor, ortak mücadele yürütmeye, seslerini ve güçlerini birleştirmeye, sorunlara çözüm önerileri geliştirip bunlar için yetkililer üzerine basınç oluşturmaya çalışıyor. Nitekim geçen ay kurulan Gazeteci Dayanışma Ağı bu şekilde yola çıktı ve şimdiden birçok gazeteci arkadaşımızın parçası olduğu bir dayanışma, mücadele, birlik platformu haline geldi. Bu tür platformların hem artması hem de birbirleriyle omuz omza mücadele yürütmesi, sıraladığımız sorunların çözülmesi açısından kritik bir role sahip bence.

Politik açıdan iktidar giderek daha fazla sorunla mücadele etmek zorunda, tekrarlanan İstanbul seçimi, ekonomik kriz ve ABD ile yaşanan S-400 füze gerginliği. Bu gelişmelerin yakın bir gelecekte siyasi bir değişimle neticeleneceğini düşünüyor musunuz?
Genel tabloyu madde madde ele almak çok uzun sürer. Ama bir genelleşmiş eğilim olarak şunu söyleyebilirim: AKP ve Erdoğan iktidarı gücünü ve kitle tabanını eritmeye başlayan bir erozyonla karşı karşıya. Bu 31 Mart seçiminde de görüldü ve hâlâ devam ediyor kanımca. Tabi, bu erozyondan büyük sonuçlar ve dönüşümler beklemek fazla iyimser olur; sonuçta hala karşımızda hayli geniş bir kitle desteği olan ve neredeyse devletin tüm organlarını kontrol eden bir iktidar var. Sorun ise, bu gücün kendini topluma kabul ettirmekte zorlanmasında; hatta kendi tabanında dahi bir heyecan ve seferberlik yaratma kabiliyetini yitirmesinde.

Elbette, Erdoğan gibi bir lider bu sıkışmayı aşabilir ve iktidarını yeniden güçlendirebilir. Ancak, bu sıkışmanın bir kapana dönüşmesi ve geri dönüşü olmayan bir iniş eğrisine sabitlenmesi de yabana atılır bir ihtimal değil bence. Özellikle İstanbul’daki 23 Haziran seçimleri bu açıdan kritik. İstanbul seçimini, hem de ikinci kez kaybetmiş olmak, AKP’nin Türkiye’yi yönetme iddiasına şimdiye kadar verilmemiş büyüklükte bir hasar verecektir. Bu biraz da AKP’nin kendi kurduğu iktidar tuzağının sonucu. İktidar tuzağından kastım şu: Kazandıklarında her şeyi kazanacakları bir sistem kurdular ve aynı sistem gereği kaybettiklerinde de her şeyi kaybetme riskiyle karşı karşıyalar.

Ekonomik kriz, S-400 konusu, Suriye gündemi vb. başlıklarda krizler zaten uzun zamandır birikiyor. AKP’nin iş görme yöntemi, krizleri çözerek değil, geride bırakarak ilerlemeye dayanıyor. Hep bir ileri sıçrayarak krizden kaçma yolu bu. Bunu başarabilmesinin nedeni ise, 17 yıldır bu ülkeyi bir istikrar çizgisinde tutabileceklerine dair yaydıkları yanılsama. İşte 31 Mart’ta kaybettikleri birçok belediyenin yanına, 23 Haziran’da da İstanbul’u tekrar kaybetmeleri, bu “istikrar abidesi” yanılsamasını bir anda dağıtabilir. Ve o andan sonra, ileri kaçılarak kurtulunan bütün kriz başlıkları bir anda çepeçevre kuşatabilir.

Bütün bunlar, tabi ki, bir yerden sonra spekülasyon boyutu da olan tahminler. Sonuçta Türkiye’nin geleceğinin ne olacağını, neye dönüşeceğini, nasıl şekilleneceğini belirleyecek yegane dinamik Türkiye halkının ve emekçilerinin mücadelesi olacaktır. En büyük sürprizler, her zaman sokakta yürütülen kitlesel mücadelelerden doğar çünkü.