İntiharlar nasıl önlenir?

Konuştuk, tartıştık, konuyu kapattık. Tam başka konulara kendimizi kaptırmışken İstanbul Bakırköy’den bir haber geldi; Biri çocuk üç kişiden oluşan bir aile, yaşadıkları evde ölü bulundu. Ardından bir son dakika haberi, evde siyanür bulundu!

Kamuoyu konunun kapandığını kabul edip kulağının üstüne yatsa da, yaşadığımız, dünyada ve Türkiye’de hep yaşanan “intihar olayları” değil. Yaşadığımız, intihar olgusunun yeni süreç olarak ortaya çıkması. Süreç, çünkü insanlar ölmeye devam ediyor… Ve maalesef ne kadar süreceğini ya da ne kadar büyüyeceğini bilmiyoruz. 

Önce bu sabah Bakırköy’den gelen habere kadar sürecin öne çıkan başlıklarına bakalım. Ardından gerçekten intiharları önlemek istiyorsak nereden başlamamız gerektiğine dair önerilerimizi konuşalım.

“Sorumluyu sapta, mücadele çağrısı yap, konuyu kapat!”

Geçen haftalarda üst üste gelen intihar haberlerinin ardından ölen insanların geçim sıkıntısı çektiği, bunun ekonomik dolayısıyla da politik bir mesele olduğu konuşuldu; ekonomik kriz koşulları, işsizlik ve enflasyonun olduğu gibi intiharların da sorumlusunun AKP/Saray Rejimi olduğuna kanaat getirildi. Sorumluyu hızlıca bulduktan sonra iktidara karşı mücadele çağrısı ile konu kapatıldı. 

“İnsan yoksulluktan intihar eder mi, daha önemli bir sebep olmalı!”

İntiharların sorumlusu olarak AKP/Saray Rejimi’nin hedef alınmasına tepki gösteren ‘dost canlısı gazetecilerden’ Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör, Fatih’te intihar eden dört kardeş için, “Elimde SGK bilgileri var. O bilgiler, 4 kardeşi intihara sürükleyen nedenin yoksulluktan öte bir durum olduğunu gösteriyor.” diyerek savunmaya geçti. Ve o da kendince meseleyi bir yere bağladı; “Bu işte bir tuhaflık yok mu!”

Aynı olay hakkında popüler konuların popüler gazetecisi İsmail Saymaz, “Ve dördünün birden intihar etmesi yalnızca ekonomik nedenle (borçlar vs) açıklanamaz diye tahmin ediyorum. Başka ve daha önemli bir neden olmalı sanki.” ifadelerini paylaştı. Bu işte bir gariplik vardı, yoksulluktan intihar etmekten daha önemli bir neden aradı Saymaz, bulabildi mi bilemiyoruz…

“Çok elzem değilse!”

İntiharların haberleştirilerek kamuoyu ile paylaşılması görevini üstlenen gazeteciler arasında da intiharların “nasıl verileceği” ile ilgili bir gündem oluştu.

Özendirmemek gerekirdi intiharları, ayrıntı verilmemesi, hatta intihar haberlerinin toplumda kopya intihar dalgasına neden olabileceği uyarısıyla “intihar haberlerinin, çok elzem değilse yapılmaması” gerektiği söylendi.

“Yaşam ve mücadele kavramlarla yer vereceğiz”

Gazeteci Dayanışma Ağı (GDA) tarafından yapılan açıklamada ise, “İntihar veya toplu ölüm vakaları, bizlere büyük bir sorumluluk yüklüyor. Ekonomik yıkımın mağduru olan gazeteciler olarak gerçeklerden, yaşamdan ve mücadeleden yana tarafız. Haberlerimizi yaparken, “iktidar istemiyor” diye gerçekleri gizlemeyeceğimizi ancak ölümü özendirecek bir dil ve anlatım kullanmamaya dikkat edeceğimizi de ilan ediyoruz. Gazeteci Dayanışma Ağı gönüllüsü gazeteciler olarak, bugün toplu ölümlerle ilgili ve diğer haberlerimizde “yaşam” ve “mücadele” kavramlarına daha fazla yer vereceğiz.” denildi.

Hayat ve mücadele kavramları ile haberleştirmek gerekiyordu intiharları, önerilen çözüm buydu…

“Siyanür satışı yasaklansın”

İntihar vakalarında öne çıkan ölüm sebebi siyanür kullanımı olduğundan, bir öneri olarak “siyanür satışının yasaklanması veya denetiminin artırılması” gündeme getirildi. Siyanüre erişim engellendiğinde intiharların da önüne geçilebileceği veya azaltılacağı düşünülüyordu herhalde. Sanki ölmeye karar veren insanlar hayatlarını sonlandırmak için başka bir yol bulamazlarmış gibi.

Yukarıda sıraladıklarımıza daha pek çok başlık eklenebilir ve elbette bu başlıkların her biri intiharlara yönelik doğru tespitleri ve kaygıları da içeriyor.

Ama diğer yandan açıkça görülüyor ki ne intiharları anlayabildik ne de nasıl önleyeceğimize dair elimizde kapsamlı bir eylem planı var.

Bir toplumsal olgu olarak yeni dönem intihar olgusu

İhtiyacımız olan ve aradığımız şey intiharları önleyecek sihirli bir değnek değil. İntiharları bir toplumsal olgu olarak ele almak; farklı yönleriyle, bütünsel olarak anlamaya ve açıklamaya çalışmak. Meseleyi her yönüyle ortaya koyduktan sonra da bütüncül ve sonuç alıcı bir eylem planını uygulamak

İlk adım: intiharları izlemek ve incelemek…

Bir ilk adım olarak, intihar eden insanların komşularının söyledikleriyle sınırlı kalmayarak, intihar vakalarının uzmanlardan oluşturulacak disiplinlerarası bir bağımsız heyet tarafından incelenmesi ve raporlanması gerekiyor.

Kaybettiğimiz vatandaşların neden hayatlarına son verdiğini farklı yönleriyle araştırmalı ve ortaya denetlenebilir, siyasi çekişmelerden uzak bir sonuç koymalıyız. 

İntiharları anlamak için öncelikle tekil olaylar düzeyinde ayrıntılı ve objektif bir inceleme süreci elzem.

İntiharları anlamak

Son dönemde yaşanan intiharların olay düzeyinde incelenmesinin ardından, ulaşılacak sonuçları olgusal bir düzlemde analiz etmek ve meseleyi her yönüyle ortaya koyacak bir yaklaşıma ulaşmak gerekiyor.

Sonuçta borçlululuk, işsizlik, geçim sıkıntısı gibi ekonomi sebepler olduğu gibi insanların profesyonel psikolojik desteğe erişimindeki engeller, ülkenin genel olarak içerisine sürüklendiği umutsuzluk hali, çatışma ve şiddetin gündelik hayatın her alanında giderek artıyor olması ve intihar haberlerinin doğru olmayan biçimlerde verilmesinden kaynaklanan “özendiriciliği” gibi bir çok sebep intiharları tetikliyor.

Türkiye’deki intihar vakalarını tartışırken ABD’deki veya başka bir yerdeki araştırmaları, raporları ve açıklamaları kaynak alıyorsak, burada ciddi bir yöntemsel sorun vardır. Türkiye’deki intiharları ABD’deki bir araştırmaya dayanarak anlayamayız. Türkiye’ye özgün bir yeni dönem intiharlar olgusu yaklaşımı üretmek zorundayız.

İntiharları önlemek

Yeni dönem toplumsal olgu olarak intiharları her yönüyle açıklayan bir yaklaşım, bizi sorunun çözümüne yönelik çok parçalı bir acil eylem planına ulaştıracaktır. Kabaca tarif etmeye çalışacak olursak, intiharları engellemeye dönük üç farklı aşamadan bahsedebiliriz. Ekonomik, bireyler düzleminde kişisel ve farklı yönleyiyle kapsamlı bir toplumsal önlemler dizisi…

Ekonomik düzlemde intiharları önlemek

İlk verilere baktığımızda intihar eden insanların süreklileşmiş işsizlikle boğuştukları, ödeyemedikleri borçları olduğu ve genel olarak ifade edersek yoksul ve geçinemeyen insanlar oldukları ortada. 

Bu ekonomik sorunlar, sadece intihara sürüklenen insanların değil, Türkiye’deki milyonlarca insanın temel yaşamsal sorunları. İşsizliği, borçluluğu ve yoksulluğu ortadan kaldıracak ya da en azından asgari düzeye indirecek bir sosyal programın acilen devreye alınması gerekiyor. 

Nasıl ki şirketler borçlarını ödeyemediklerinde iflaslarını açıklayabiliyorsa, milyonlarca insanın hayatını çekilmez hale getiren borçluluk sorununu da benzer bir yöntemle çözmek mümkündür diye düşünüyorum. Milyonlarca yurttaş borçlarını ödeyemiyorsa, bu borçlar bir sosyal programın parçası olarak silinmeli ve insanlar bu dertten kurtarılmalı. 

Bankaların bilançolarında bir “tahsil edilemeyen alacaklar” kaleminden ibaret olan borçlar, insanların hayatlarını cehenneme çeviriyorsa, kamu otoritesi yani devlet milyonlardan yana tavır almalı ve genel bir borç affını gerçekleştirmeli.

Diğer yandan, işsizlik sorunu yeni ve sorun çözücü bir istihdam programı ile mümkün olan en düşük seviyeye indirilmeli. Devlet, yurttaşlardan edindiği kaynaklarını yine yurttaşlar lehine kullanmalı ve ekonomik sorunları çözücü üretkenlikte bir etkiyle işsizliğe müdahale etmeli. Belki işsizlik yasaklanamaz ama Türkiye’nin en büyük problemlerinin başında gelen işsizlik, politik rekabetin uzağında bir acil istihdam programı ile çözülmeli.

Genel olarak yoksulluk ise insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamamaları olarak ele alındığında; her insanın beslenme, barınma, eğitim, sağlık vb. gibi temel ihtiyaçlarının sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşıyor olmalarından kaynaklı olarak devletin sorumluluğundaki bir hak olarak saptanmalı ve tüm kamusal faaliyetler bu hak üzerinden yeniden organize edilmeli.

Ekonomik temelli sorunlara elbette daha pek çok başlık eklemek mümkün fakat yukarıda saydıklarımız en acil sorunlar olmaları ve çözüm önerilerinin genel bir yaklaşımı ifade etmesi açısından değerlendirilmelidir.

Dayanışma yaşatır!

Burada sorumluluğu devlete yükleyip beklemenin ötesinde de yapılabilecek şeyler olduğunu işaret etmekte fayda var. Eğer AKP/Saray Rejiminin öncelikleri ve çıkarları doğrultusunda yönetilen bir devletten şikayet ediyorsak, bu duruma muhalif siyasi ve toplumsal örgütlenmelerin devletten talep etmenin yanında bir çözüm yolunu da inşa etmeleri gerekiyor.

AKP/Saray Rejimini eleştirmekten ve hayatına son verecek kadar çaresiz kalmış insanlara “intihar etme, mücadele et” çağrısı yapmaktan ibaret bir muhalefet, intiharları önleyemez, zaten bunun için de eleştirmekten başka bir şey yapmıyor demektir.

Türkiye’de ve dünyada bir siyaset yapma biçimi olarak önerilen, uygulandığı coğrafyalarda hem insanların yarasına merhem olan hem de toplumlara umut olan yeni bir siyasi hareket olarak güçlenen “dayanışma hareketleri”, intiharları önlemek isteyen Türkiyeli muhaliflere ciddiye alınması gereken bir yolu işaret ediyor.

İşsiz, borçlu ve yoksul insanları yaşama ve her türlü kötülüğe karşı mücadeleye bağlayacak şey dayanışmanın örgütlenmesidir.

Türkiye muhalefetini oluşturan siyasi ve toplumsal örgütler intiharları önlemek istiyorlarsa, mahallelerdeki borçlu, işsiz ve yoksul insanları bilecek.

Bu soruna çözümü devletten beklemek yerine, tüm muhalefet unsurları bir araya gelecek ve mahallelerde “Dayanışma Ağları” kuracak. İnsanları yaşamdan soğutan hangi sorunlar varsa o sorunları birlikte çözmeye çalışacak, insanlarla dayanışacak, insanları yaşatacak. Yaşatamayan bir siyasetin yaşamasının da bir anlamı yoktur.

Bireysel olarak intiharı önlemek: Psikolojik destek bir haktır

Eğer intihar olaylarının haberleştirilmesi konuşunda ayrıntı vermemek, özendirici olmamaya dikkat etmek ve siyanürün edinilmesinin zorlaştırılması gibi öneriler gündeme getiriliyorsa ve intiharların psikolojik yönüne vurgu yapılıyorsa; insanların profesyonel psikolojik desteğe erişimlerini mümkün kılmak zorundayız.

Her birey için psikolojik destek erişilebilir olmalıdır. Bunun yolu, psikoloğa gitmenin utanılacak, çekinilecek bir şey olmaktan çıkarılması kadar ücretsiz ve nitelikli psikolojik destek hizmetinin devlet güvencesine alınmasıdır. Her düzeyde sağlık hizmetinin bir insanı hak olmasının içerisinde psikolojik desteğin de bir hak olarak yaygın ve erişilebilir bir uygulamayla mümkün kılınması gerekiyor.

Toplumsal yaşamın genelinde intiharları önlemek

İnsanlar, var olmaya çalıştıkları toplumda yaşamaktan vazgeçiyorlarsa bu toplumsal bir sorundur ve bu sorunun bir çok yüzü vardır. Toplumun iyi olana yönlendirilmesi, özendirilmesi amacıyla yayınlanan “kamu spotu” uygulamasından siyasilerin her hangi bir konuya dair açıklamasına kadar her düzlenme yaşamdan yana olanın öne çıkarılması, ölümün her ne sebeple olursa olsun kutsanmaması, övülmemesi gerekiyor. 

Yaşattıklarıyla değil öldürdükleriyle var olan bir toplumda intiharlar önlenemez. 

Özgürce kendisini ifade eden insaların değil susturulan, baskılanan insanların ülkesinde intiharlar önlenemez. 

Çatışma ve taraflaşmalarla süren siyaset, intiharları önleyemez, özendirir.

Var ettikleriyle değil yok ettikleriyle bekasını sağlayan bir devlet, intiharları engelleyemez.