Hayal kurmak

Hayal kurmayı küçümseyen bir kültürümüz var bizim. Hayallerimizi anlatmaya çekiniriz çoğu zaman, çünkü hayalin doğasında elde olmayan vardır. Çoğu zaman hayal ettiklerimiz, hayali kurana bile uzak gelir ama hayal etmeden de bir şey yapanı görmek pek mümkün değil.

Bernard Shaw, “Yaratmanın başlangıcıdır düş gücü… Dilediğinizi düşler, düşlediğinizi amaçlar, amaçladığınızı yaratırsınız sonunda” diye özetler hayal etmenin gücünü.

Hayal etmek başlangıçtır aslında, ilerletmek için gerekli olandır ve yerine getirmek için önce hayal etmesi gerekir insanın. İşte bu noktada benim aklıma bizim siyasilerimiz geliyor.

Hayal kuruyor mudur bunlar acaba ülke için?

Mesela Cumhurbaşkanı’nın hayali tanzim satış kuyruğunda bekleyen vatandaşlar mıydı?

Akşener, bir ilde başvuru yapmaktan aciz bir parti mi hayal etmişti partisini kurarken?

Ya Kılıçdaroğlu, “Ekmek için Ekmeleddin” kampanyası önüne geldiğinde ne hayal etmişti?

Bu soruların cevaplarını bilmiyorum.

Benim emin olduğum şey, dünyada söz sahibi olacak Türkiye’nin hayal kurmayan siyasilerle bir yere varamayacağı.

Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Atatürk ve çevresinde bulunan az sayıdaki kahramanın hayali ile kuruldu. Önce işgali bitirmeyi hayal ettiler, sonrasında Cumhuriyet ilanıyla saygın bir ülke yaratmayı ve o kadar imkansızlık içerisinde başardılar.

Şu gün ülkenin siyasilerinin bizi getirdiği durumun temel sebebi vizyonsuzlukları. Siyaseti particilik görüp tek bildikleri ve hayalleri koltuklarını korumak olan siyasilerden vizyon beklemek de bizim hatamız.

Geçtiğimiz iki gündür “yeni parti” söylentileri ayyuka çıktı yine, Gül ve Davutoğlu parti (ler) kuracaklarmış. Birisi adaylık açıklamak konusunda bile cesaret gösteremeyen bir eski Cumhurbaşkanı, diğeri kendisinden başka hiç kimsenin anlamadığı derinlikte dış politika stratejisi kuran görevden alınmış bir başbakan. Var olan vizyon yoksunlarına bunlar da eklenir mi, hiç sanmıyorum.

Recep Tayyip Erdoğan, kendi isteğiyle AKP Genel Başkanlığını birisine vermediği müddetçe nasıl ki hiçbiri kongrede aday dahi olamıyorsa, bu isimlerin hiç biri parti falan da kuramaz.

Diyelim ki kurdular, bu vizyonsuzlukla hiçbir yere varamazlar. “Şam’da namaz kılacağım” diye yola çıkıp Süleyman Şah Türbesi’ni taşımak zorunda kalan beceriksizlikle, görev süresi sonunda noterler birliğinden plaket almadığına şaşırdığımız adamların partilerinden ne bekleyecek bu millet?

Eğri oturup doğru konuşalım, Tayyip Erdoğan olmasa bu ikisinden de eski başbakan ya da eski cumhurbaşkanı diye bahsetmeyecektik. Bugün geldiğimiz noktada ülkenin içinde bulunduğu durumdan sorumlulukları bakımından bir farkları yok.

TÜRKİYE SIKILDI
Ulus devlet olarak kurgulanmış ülkemizde huzur, refah içinde yaşamak istiyoruz. Endüstri 4.0 ile uğraşan, uzay çalışmaları yapan, gerçek bilim üniversiteleri olan bir ülke istiyoruz.

Dünyanın tanıdığı markalarımız olsun, katma değeri yüksek işler yapan üretim sektörümüz olsun istiyoruz.

Bu kadar jeopolitik önemde olan ülkemizin lojistik merkezi olmasını istiyoruz.

Dünyada ilk uçan yapay zeka Hazerfan’ın atladığı Galata’dan uçsun istiyoruz.

Dünya Tiyatrocuları Sardes’e gelsin her yıl, Göbeklitepe’yi görmek için şehir plancıları sıraya girsin istiyoruz.

Biz artık kendi kurduğu hayaline bile gülebilen siyasiler istiyoruz millet olarak, gençliğinde hata yapmış adamlar istiyoruz, her şeyinin düzgün olduğunu iddia eden bir kere bile katıla katıla gülememiş, hep kendi geleceğine ilişkin hayal kurmuş insanlar değil bizim istediğimiz, bu ülke için, dünya için hayalleri olan insanlar.

Tüm siyasi parti genel başkanları ve parti kuracağını duyduklarımız, bu ülke için hayali olanlar gerekiyor bu ülkeye. Elbet o hayalleri taşıyanlar bu günleri de aşacak. Bilin ki hiçbirinize mahkum değil bu millet.

Biz, hayalimiz olan Türkiye’ye ulaşmak için bize yeteriz.