Gelecek Durgunluğun Anatomisi – Nouriel Roubini

Dünyaca ünlü ABD’li ekonomist Nouriel Roubini’nin Project Syndicate internet sitesinde yayınlanan makalesini Özlem Meral’in çevirisiyle okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.

Gelecek Durgunluğun Anatomisi

22 Ağustos 2019 NOURIEL ROUBINI

Çoğunlukla büyük bir negatif toplam talep şoku olan 2008 küresel finansal krizinin aksine, piyasalardaki bir sonraki durgunluğun Çin-Amerikan ticaret ve teknoloji savaşının olumsuz negatif arz şoklarından kaynaklanması olasıdır. Ve hiç bitmeyen para ve mali teşvik yoluyla zararı telafi etmeye çalışmak asla bir seçenek olmayacaktır.

2020 yılına kadar küresel durgunluğu tetikleyebilecek üç olumsuz arz şoku var. İkisi Çin’i kapsamakla birlikte hepsi de uluslararası ilişkileri etkileyen politik faktörleri yansıtıyor ve her birinin merkezinde ABD var. Ayrıca, bunların hiçbiri konjonktür karşıtı makroekonomik politikanın geleneksel araçlarına uygun değil.

İlk potansiyel şok, bu ayın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetiminin Çin ihracatındaki ek tarifeleri tehdit etmesi ve Çin’i resmen bir para manipülatörü olarak nitelendirmesiyle yükselen Çin-Amerikan ticaret ve para savaşından kaynaklanıyor. İkincisi ise, ABD ile Çin arasında yavaş yavaş şekillenen soğuk teknoloji savaşı ile ilgilidir.  “Bir Thucydides Tuzağı”nın tüm özelliklerine sahip bir rekabet içinde, Çin ve Amerika Yapay zekâ (AI), robotik, 5G ve benzeri gibi  geleceğin endüstrileri üzerinde baskın olmak için yarışıyor. ABD, Çin telekom devi Huawei’yi, ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğu düşünülen yabancı şirketlerin yer aldığı “entity list”e yerleştirdi. Ve Huawei’nin ABD parçalarını kullanmaya devam etmesine izin veren geçici muafiyetler almış olmasına karşın, Trump yönetimi bu hafta listeye 46 Huawei iştirakleri daha ekleyeceğini açıkladı.

Üçüncü büyük risk, petrol arzlarıyla ilgilidir. Her ne kadar petrol fiyatları son haftalarda düşmüş;  ticaret, para birimi ve teknoloji savaşının tetiklediği bir durgunluk enerji talebini azaltmış ve fiyatları düşürmüş olsa da, Amerika’nın İran’la karşı karşıya kalması tersi bir etki yaratabilir. Bu çatışmanın askeri bir çatışmaya dönüşmesi durumunda, küresel petrol fiyatları 1973, 1979 ve 1990 yıllarındaki geçmiş Orta Doğu çatışmalarında olduğu gibi yükselebilir ve durgunluğa yol açabilir.

Bu olası şokların üçünün de durgunluk içinde enflasyona neden olan bir etkisi olacak; bir yandan küresel tedarik zincirlerini zedeleyerek üretimi düşürürken diğer yandan ithal edilen tüketim mallarının, ara girdilerin, teknolojik parçaların ve enerjinin fiyatını arttıracaktır. Daha da kötüsü, Çin-Amerikan çatışması hali hazırda daha geniş bir küreselleşmeden uzaklaşma sürecini körüklemektedir, çünkü ülkeler ve şirketler artık bu entegre değer zincirlerinin uzun vadeli istikrarına güvenemezler. Mal ticareti, hizmetler, sermaye, emek, bilgi, veri ve teknoloji gittikçe Balkanlaşırken, küresel üretim maliyetleri tüm sektörlerde artacaktır.

Üstelik, ticaret ve para savaşı ile teknoloji üzerindeki rekabet birbirini güçlendirecektir. Şu anda 5G ekipmanında dünya lideri olan Huawei örneğini göz önünde bulundurun. Bu teknoloji çok yakında çoğu kritik sivil ve askeri altyapı için standart bir bağlantı şekli olacak, buna ilaveten ortaya çıkan Nesnelerin İnterneti ile bağlanan temel tüketim mallarından söz etmeye gerek bile yoktur. 5G çipinin varlığı, ekmek kızartma makinesinden kahve makinesine kadar her şeyin bir dinleme cihazı olabileceği anlamına gelir. Bu, eğer Huawei yaygın bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanıyorsa, Çin’den ihraç edilen binlerce tüketim ürünü de aynı sayılacak anlamına gelir.

Günümüzdeki bu durumun açık küresel ticaret sisteminin nasıl büyük çaplı bir patlamaya yol açabileceğini hayal etmek oldukça kolaydır. O halde asıl soru, para ve maliye politika yön belirleyicilerinin sürdürülebilir- hatta kalıcı- olumsuz bir arz şoku için hazır olup olmadıklarıdır.

1970’lerin durgunluk içinde enflasyona neden olan şoklarının ardından, para politikasına yön verenler para politikasını sıkıştırarak karşılık verdiler. Ancak bugün ABD Merkez Bankası gibi büyük merkez bankaları para politikasını hafifletmeye devam ediyor, çünkü enflasyon ve enflasyon beklentileri düşük kalıyor. Bir petrol şokundan kaynaklanan enflasyon doğurucu bir baskı, merkez bankaları tarafından enflasyondaki sürekli bir artıştan ziyade sadece fiyat düzeyinde bir etki olarak algılanacaktır.

Zaman içinde, olumsuz arz şok eğilimleri de, tüketim ve sermaye harcamalarını azaltarak hem büyümeyi hem de enflasyonu azaltan geçici olumsuz talep şoklarına dönüşecektir. Gerçekten de, hali hazırdaki şartlar altında ABD ve küresel şirket sermaye harcamaları, üç potansiyel şokun olasılığı, ciddiyeti ve sürekliliği konusundaki belirsizlikler nedeniyle ciddi biçimde azalmaktadır.

Aslında, ABD, Avrupa, Çin ve Asya’nın diğer bölgelerinde sermaye harcamalarında yer alan firmalarla birlikte, küresel teknoloji, imalat ve sanayi sektörü zaten bir durgunluk içindedir. Bunun henüz küresel bir çöküş olarak adlandırılmamasının tek nedeni, özel tüketimin güçlü kalmış olmasıdır. İthal edilen malların fiyatı, bu olumsuz arz şoklarından herhangi birinin sonucu olarak daha da artarsa, reel (enflasyona göre düzeltilmiş) kullanılabilir hane halkı gelir artışı, tüketicinin kendine güveni gibi, küresel ekonominin durgunluğa girmesine neden olacaktır.

Kısa vadede negatif toplam talep şoku potansiyeli dikkate alındığında, merkez bankaları politika faizlerini düşürme hakkına sahiptir. Ancak mali politika belirleyicileri de benzer bir kısa vadeli cevap hazırlığı içinde olmalıdır. Büyüme ve toplam talepteki keskin bir düşüş, durgunluğun çok şiddetli hale gelmesini önlemek için konjonktüre karşı bir maliye politikasına neden olacaktır.

Orta vadede, en uygun tepki, olumsuz arz şoklarına uyum sağlamak yerine, daha da kolaylaşmadan onlara uyum sağlamak olacaktır. Sonuçta, bir ticaret ve teknoloji savaşından kaynaklanan negatif arz şokları, potansiyel büyümedeki düşüş kadar az çok kalıcı olacaktır. Aynısı Brexit için de geçerlidir: Avrupa Birliği’nden ayrılmak, İngiltere’yi kalıcı bir olumsuz arz şokuyla sarsacak ve bu nedenle potansiyel büyümeyi temelli olarak düşürecektir.

Bu tür şoklar, parasal veya mali politika oluşturma yoluyla geri döndürülemez. Kısa vadede yönetilebilmelerine karşın, bu şokları kalıcı olarak barındırma girişimleri, en nihayetinde hem enflasyon hem de enflasyon bekleyişlerinin merkez bankalarının hedeflerinin üzerinde yükselmesine neden olacaktır. 1970’lerde, merkez bankaları iki büyük petrol şokuna ev sahipliği yaptı. Sonuçta karşımıza sürekli yükselen bir enflasyon ve enflasyon beklentileri, sürdürülemez mali açıklar ve kamu borç birikimi çıktı.

Son olarak, 2008 küresel mali krizi ile bugün küresel ekonomiyi etkileyebilecek olumsuz arz şokları arasında önemli bir fark var. Çünkü ilki, çoğunlukla büyümeyi ve enflasyonu baskılayan büyük bir negatif toplam talep şoku olduğundan parasal ve mali teşvik ile uygun bir şekilde karşılanmıştı. Oysa bu kez, dünya orta vadede çok farklı bir politika tepkisi gerektiren sürdürülebilir olumsuz tedarik şoklarıyla karşı karşıya kalabilir. Ve zararı bitmek bilmeyen para ve mali teşvik yoluyla telafi etmeye çalışmak asla akla uygun bir seçenek değildir.