Demokrat birey olmak!

Çalışmalarını beğenerek izlediğim değerli dostum Sayın Tınaz Titiz’den dün
“Dostlara Mektup” adıyla bir ileti aldım. Aynı konuda gazeteci Sayın Atakan Sönmez de bir yazı kaleme almış! İkisini de okudum.

Türkiye’de insanlarımızın çoğunluğunun ne egemen (tercihlerini kendi yapan) ne de demokrat (kendini yöneten) olmayı beceremedikleri düşüncelerine katılıyorum.

Bu çoğunluk, asla vazgeçilemeyecek ve devredilemeyecek iki altın anahtarı, seçimden seçime verdikleri oyla siyasetçi sınıfına devrettikleri için, kendi kendilerini hükümsüz kıldıklarının farkında değiller!

Demokrat ve sorumlu bireyler olmak için, gelişmiş demokrasilerde insanlar canları pahasına mücadele ettiler. Avrupa, bu değerleri elde etmek için iki yüz yıl savaştı!

Bu iki değerin bilincinde olan bir Avrupa ülkesinde, bizdeki tek adam ilkelliğinin, binde biri olsa, insanlar sokağa dökülür, dikta heveslilerine hadlerini bildirirdi!

Sadece bunlar mı?

Hala, Araplardan ayrı bir kültür geleneği olan Türk Milletinin fertlerinden, İslam dini ile Araplığı ayıramayan, şalvar-takke-hurmayı dinin gereklerinden sayan ve farkında olmadan Arap Milliyetçiliğine hizmet eden mütedeyyin kitlemize ne demeli?

Zor olduğunu elbette biliyorum ama Türk Milletinin tamamına demokrat ve sorumlu bireyler olmayı öğretmeyi, kavga etmeden fikir mücadelesi yapabilmeyi, özgürlüklerini korumayı, örgütlü toplum olmayı, tüm farklılıklarımıza rağmen bir arada kardeşçe yaşamayı, zenginleşmeyi, itibarlı olmayı başarabileceğimize inanıyorum…

Çoban Ateşi Hareketini bunun için çok ama çok önemsiyorum.

Merkez’de, (Merkez Sağ ve Merkez Solda) yeni ve çağdaş paradigmalarla, siyasette yeni yapılanmalarla, siyasi partiler kanunu seçim kanunundaki yeniliklerle, yeni ve çağdaş bir anayasa ile, parti içi demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla işlediği bir siyasi yapıyı hazırlayıp, Türk Milletine armağan edeceğiz.

Bir taraftan, fikri hazırlıklarımızı yaparken diğer taraftan da tüm ülkede örgütlenme çalışmalarımız sürüyor. Yaklaşık 60 kadar İlimizde, görev alacak (çoğunluğu gençler ve kadınlarımızdan) arkadaşlarımızı belirlemiş bulunmaktayız. Bayramdan sonra, hız verip ülkemizin tamamında örgütlenmiş olacağız.

Türkiye’nin çok ağır şartlar içinden geçmeye çalıştığını hepimiz görüyoruz.

Bir yandan muhalefette olmaktan gayet memnun iktidara gelmek istemeyen muhalefet partileri, bir yandan da iktidardan gitmemek için Türkiye’yi yakacak kadar gözü dönmüş aklını kaybetmiş iktidar partisi ve esiri ortağı, insanımıza rahat nefes almayı dahi çok görüyorlar.

Kendi dertlerimden bahsetmeyi hiç sevmediğimi bilirsiniz.

Yerel Mahkemelerce verilmiş ve her biri hukuk faciası olan 5 yıl 8 ay hapis cezam var. İstinaf Mahkemelerinde hakkımızı savunma çabasındayız.

Bu arada gece-gündüz çalışmaya devam ediyoruz.

Acele eden ve bizi işimizi ağırdan almakla suçlayan dostlarımıza şu hatırlatmayı yapalım.
Ben ve benim gibi yaşı 70 civarında olan arkadaşlarım seçimlerde TBMM’ye aday olmayacağız.

Bizim işimiz yeni bir siyasi yapıyı deneyim, Türkiye şartları ve dünya gelişmeleri doğrultusunda hazırlayıp, Türk Milletine sunmaktır. Sonra kitaplarımıza döneceğiz.

Siyaset, kasıtlı olarak çok pahalı hale getirildi. Karşımızda, ülkemizin en büyük nakit zengini ve organize suç örgütü gibi çalışan sabıkalı iki parti var.

Bizler, siyaset yapıp zenginleşmedik, aksine mal varlıklarımızda azalma oldu!

Tüm bu çalışmalarımızı kendi olanaklarımız ölçüsünde yapıyoruz.

Ne yaptığımızı, neyi ne zaman yapacağımızı planlayarak, biliyoruz.

Acele etmeyeceğiz ama çabuk ve kararlı davranıp, Cumhuriyet tarihimizin en büyük ve güçlü muhalefet hareketini başlatacağız.

Bizlerin çalışma tarzımızı beğenmeyenlerin önünde, başka yeni parti kurmak gibi seçenekler de var. Yollar açık!

“Baharla beraber kavak ağacının dibinde bir sarmaşık türemiş. Yağmurlarla birlikte her gün boy atmaya başlamış. Kavak ağacının zirvesine geldiğinde ‘sen bu boya ne kadar zamanda ulaştın’ diye sormuş.

Kavak; ‘17 yılda’ deyince sarmaşık ‘Hah ha, ben iki ayda aynı boya eriştim’ deyip böbürlenmiş. Sonbahar geldiğinde, sert rüzgarlar esmeye başladığında, sarmaşık kurumaya dökülmeye başlamış!

Kavak; Biz ne rüzgarlar ne fırtınalar gördük ama yıkılmadık. Sen ilk rüzgarda gittin, demiş aşağıya bakarak…”

Türkiye’nin şu son 40-45 yılında, darbelerden cezaevlerine, işkencelerden ölümlere, devlet tarafından mallarımıza el konulmasına kadar, görmediğimiz çile kalmadı.

Ama itiraf etmeliyim ki, kendi vatanına ve devletinin kurucu değerlerine böylesine büyük çapta ihanet eden, emperyalist devletlerin emrine girip Türk Milletini satan iktidar partileri gibisini daha önce hiç görmemiştik.

Demokrasi ve Cumhuriyet mücadelemiz, akılla-sabırla-bilgiyle-inançla Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında devam edecek ve başarıya ulaşacaktır…

Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatlarıyız. Ölürüz yine yolumuzdan dönmeyiz. Ne Mutlu Türküm Diyene…