Davutoğlu ve Gelecek Partisi

ABD ile ilişkilerimiz Beyaz Saray ile Kongre arasındaki dar  yörüngede giderek sıkışıyor. 

Bir yanda Ermeni Tasarısı, Yaptırımlar, ABD yargısındaki Rıza Bey Dosyası üzerinden yürütülen Halkbank konusu, AB’de Fransa ve Almanya ile tırmanan gerginlik. Zor durumdaki şirketlerin peş peşe gelen haberleri..

Öte yanda ise; gündemin ekonomi tartışmalarına kaymasını engellemek istendiği izlenimi doğuran, Kanal İstanbul benzeri projelerle nefes alma çabaları.

Bayram değil, seyran değilken Ziraat Bankasının simitçiliğe soyunması.

Kuşkusuz bunlar henüz kıyamet alametleri değiller.

Ama…

Bu süreç yaşanırken, AKP içinden iki ayrı partinin ard arda çıkışları manidar değil mi?

İlk hareket Davutoğlu’nun “Gelecek” adını verdiği partisiyle başladı. 

İlk toplantıda; demokrasi, kişisel özgürlükler ve toplumda yitirildiği düşüncesi baskın gelen adalet duygularını öne çıkaran söylemleri, aslında AKP’nin çıkışını anımsatmıyor değil.

Hepimize bu filmi önceden görmüştük, dedirtmesi ne kadar zaman alacak, kısa sürede  anlayacağız. 

Türkiye 19.Yüzyılın son yıllarından günümüze kadar uzanan süreç içinde, 1.Dünya Savaşının ardından Ortadoğu’da ilk kez çizilen, 2.Savaştan sonra fazla değişmeyen statükonun; 1967 Savaşıyla bozulacağını öngöremeyen, farklı siyasi partilerin –neredeyse- ortak payda gibi benimsedikleri bir siyaset anlayışı ile yönetildi.

Irak’ın parçalanmasıyla başlatılan, Suriye’de süren savaşla genişleyen sınır düzenlemelerinin, Davutoğlu’nun sorumluluk aldığı dönemde izlenen politika sonucu Türkiye’yi de etkisi altına aldığı sır değil.

Sayıları, tıpkı kendilerine yapılan harcamalar kadar tartışılan, 4 Milyon kişi olarak ifade edilen Suriyeli göçmenler konusunda, doyurucu açıklama daha doğrusu özeleştiri yapması beklenen bir politikacı olan Davutoğlu’nun, siyasete hangi içeriği kazandıracağı seçmeni ne kadar ilgilendiriyor, bu aşamada tahmin etmek kolay değil. 

Davutoğlu’nun milyarlarca liralık kamu arazilerinin –neredeyse- bedava sayılacak bedellerle tahsis edildiği, sonradan tüzel kişi mülkiyetine devredildikleri bir dönemin hesabını vermesi, açıklamasında dayanak yaptığı şeffaflık, dürüstlük ve yolsuzluğa karşı olacağının altını çizen  duruşunun içtenliğini gösteren, önemli bir ölçü olacaktır. 

Sünni muhafazakarlığı temel referans alan, özellikle kurucular ve onlara yakın isimlere bakıldığı zaman, Hüda-Par çizgisindekiler dahil Kürt İslamcılarını kucaklayacağı izlenimi vererek, yola çıkması başarı getirecek mi, bilinmiyor.

Ancak bu niteliğiyle; AKP’nin çekirdeğini oluşturan Milli Görüşçü tabanın kimyasını bozacağı varsayımlarının doğru çıkması, ülkenin ekonomi ve dış politikada çıkmaza girdiği bu süreçte sürpriz sayılmamalıdır. 

AKP’nin alternatifi; bu partinin kendi içinden çıkan muhalif hareketler değil, dünyadaki gelişmeleri doğru değerlendiren, digital devrim çağının gerektirdiği; düşünce ve meta üretim tekniklerini, çevre ve insan haklarına duyarlılığı öne çıkaran, evrensel hukuk ve kişisel hak ve özgürlükleri en ileri düzeyde gözeten, bölgede barışı savunacak bir siyasal hareket olabilir.

Bahattin Yücel Kimdir?

Bahattin Yücel 1949 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Turizm sektörünün her kademesinde 40 yılı aşkın hizmet verdi. TÜRSAB Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Sekreterliği (1978-1983), Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı (1983-1987), 3 dönem TBMM’de İstanbul Milletvekilliği (1989-1991),  19. ve 20. Dönem (1991-1999) Bayındırlık, İmar ve Turizm, Fail-i Meçhul Cinayetleri Araştırma ve Gazi Mahallesi Olaylarını soruşturan Özel Komisyonda üye olarak yer aldı. 54. T.C Hükümetinin Turizm Bakanlığı'nı üstlendi.