• Davutoğlu: Pelikan çetesini kimin finanse ettiğini biliyorum
    18 Temmuz 2019

    Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduktan sonra Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlığı’na taşıdığı ilk isim olan ve yeni parti kuracağı konuşulan Ahmet Davutoğlu, Yavuz Oğhan’ın kişisel Youtube kanalı olan ‘Bidebunuizle’ adresinde Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki’nin sorularını yanıtladı.

    Ahmet Davutoğlu, “Demokrasilerde parti kurmak bölücülük değildir” dedi. Davutoğlu, “Özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e mecbur edildiği bir koalisyon için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu” diye konuştu.

    Yavuz Oğhan’ın program gidişatını genel hatlarıyla tanımlamasıyla başlayan röportajda Davutoğlu’na ilk yöneltilen soru, Türkiye’deki basın özgürlüğüyle ilgili düşünceleri oldu.

    Davutoğlu sözlerine şöyle başladı:

    “İslam dünyasının problemleriyle ilgili en temel sorun nedir diye soruldu. En temel problem düşünce özgürlüğünün olmadığını söylemiştim. Sansür çok kötüdür ama en kötü sansür otosansürdür. İnsanlar kendi kendilerini kontrol etmekten toplumu düşünmeye vakit bulamazlar. İçeriden bir eleştiri olarak söyleyeyim otosansürün en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz.”

    “Özgürce konuşursanız her türlü problemi çözersiniz.”

    Ardından Akif Beki, 2010 yılında Davutoğlu ile ilgili yazdığı eleştiri yazısını hatırlatarak, “Geçmişte 2010’da Radikal’de yazarken yazı hayatımın en ağır yazılarından birini yazdım. Şu merak ediliyor; benim de bulunduğum bir ekiple mülakatı kabul edebiliyorsunuz. Bana öfkeniz, kzıgınlığınız geçti mi, hain olarak görmüyor musunuz beni? Nasıl oldu da bakanlığınız döneminde övgüler almış başını giderken ağır bir yazı yazdım. Hiç rastlaşmadık ama medeni iletişime benimle devam ettiğinizi başka bir yazımda yazmıştım ama insanlar benimle ilgili düşüncenizi merak ediyor” diye sordu.

    “Öfkem geçmedi, çünkü…”

    Davutoğlu, Beki’ye şöyle yanıt verdi:

    “Öfkem geçmedi çünkü yoktu. Akademik hayata ve devlet hayatına giren birisi de bunu özünde eleştiri olduğunu bilmesi lazım. Ben devlet hayatını gireyim de hiç eleştirilmeyeyim diyen biri devlet hayatını hiç bilmeyendir. Esas olan sizin o tutum karşısındaki ilkesel duruşunuzdur. Öğrencilerime önce beni eleştirin derdim. Devlet hayatında da bu böyle. hamama giren devlet. Devlet hayatına giren eleştiriye açık olacak.

    Önce ne kastediliyor anlamak lazım. Belki haklı bir eleştiridir.

    Ateşin çemberinden birlikte geçtiğimiz biri beni eleştirmiş.. Bir devlet adamına yakışmayan en önemli şey nezaketsizliktir. Ben tekrar teşekkür ederim 2010 yılındaki yazın için. O yazıyı o kadar iyi hatırlıyorum ki. Bir nefis muhasebesine davet ediyordu beni. Gerçekten öyle mi diye yazıyı okuduktan sonra düşündüm.”

    Davutoğlu açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Pelikan çetesi” açıklaması

    “Pelikan çetesi denilen çete, herkes tarafından malum oldu. Bu bildirinin arkasındakileri biliyorum, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. Ben ne yaptım bu insanlara dedim. Acaba kendimde bir şey var mı dedim. Beni istifaya zorlamak istenen bildiri beni Alman ajanı ilan ediyordu. ben ne yaptım ki bu kadar ağır bir ithamla karşı karşıya kaldım.

    MKYK’dan bahsediyorum bir muhtıra vari bir tavır yaşadım. Ondan iki gün sonra böyle bir bildiri yayımlandı. O la ki yanlış bir takım politikalar geliştirmiş olabilirim. Hepsine açığım ama niye bu şekilde hedef alındım? Bakınız bugün hâlâ, bu bağlamda 3 yıl sonra ilk defa konuşuyorum. 3 yıl boyunca ben susmadım aslında, Cumhurbaşkanına hep düşüncelerimi aktardım. Hep düzelir umuduyla böyle açıklama yapmamıştım.

    “AKP’nin MHP ile girdiği ittifaktan rahatsız olduğunu en başından beri söyledim”

    Yurt dışında benim Mavi Marmara dolayısıyla yaptığım konuşmadan tutun da bir takım dış politikanın da hedefindeysem anlarım. AK Parti’nin girdiği ittifak ilişkilerine girmesinden rahatsız olduğunu hep söyledim. Mart ayında bunu Erdoğan’a da aktardım. Bu ittifak ilişkisi AKP’nin doğasını bozmakta ve MHP’ye oy kaçırmaya neden olacağını anlatmaya çalıştım. Bundan dolayı Bahçeli’nin bana öfkelenmesini anlarım. Ama benim anlayamadığım şey, kendileri için makamımdan ayrılmayı göze aldığım kişilerin hedefinde olmam. Benim yakınlarımın, eşimin konferansının iptal edilmesini anlayamam.

    “Erdoğan, Davutoğlu’nu sevmez”

    “Beni gönülden yaraladı”

    15 Temmuz gecesi sokağa inip, beyaz gömlekleriyle direnmiş İstanbul, Ankara il başkanımız sadece ‘Davutoğlu döneminde atandı’ deyip, görev teslimlerde konuşmasına bile izin vermeyip atmak nedir? Beni gönülden yaralayan bir şeydir bu.

    “Devre dışı bırakılmam gerekiyordu”

    Sadece bir muhtelif grubun bunu yazıp deklere etmesi değildi mesele. 2 Kasım günü bu ülke yeni bir umuda uyanmıştı. 4 yıl seçimsiz yıllar. 3 ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Bütçe açığı yüzde 1.8’lere inmiş, ÜFE yüzde 3.2 idi. Böyle bir ortamdaki Türkiye’nin yaşamasını istemeyen kimlerse, bunu sadece Erdoğan’la aramda gibi görmeyin lütfen, şimdi düşündüğümde bunun daha kapsamlı bir planın, arka arkaya gelen seçimler ve son derece özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e mecbur edildiği bir koalisyon için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu.

    Yavuz Oğhan, programdan önce “Başlıyoruz” notu ile bir fotoğraf paylaştı.

     

    “Düzeltmek için her şeyi yaptım”

    Ben AKP’nin genel başkanıydım, bir an bile bir hizip düşüncesi zihnime gelse onu zihnimden atmak için her şeyi yaparım. Ben şunlar bana yakın, bunlar bana karşı diye bir tutum takınmak benim siyasi anlayışıma karşı. Ben o zaman Yüksekova’da ve Iğdır’da olan şehidimin cenazesiyle meşgulken liste tartışması gündemdeydi. Bakın manifestoyu yayımladığımda bütün AKP kitlesine hitap ettim. Ben onlarla yağmurda, sıcakta 2 seçim geçirdim. Ben o kitlenin yaptıkları fedakarlıkların farkındayım. Hiçbir zaman bir hizip başı olmamaya özen gösterdim. Hiçbir grup bir tarafla parti içinde bir çalışma yaptığıma şahit olmamıştır. Yazılı metinler verdim, düzeltilmesi için her şeyi yaptım.

    Ben bunları fark ettiğimde, Temmuz 5-6 2015, baktım ki 7 Haziran’da zor bir süreç geçirmişiz. İnsanlar gidip benim Cumhurbaşkanına gidip onun altını oymaya çalıştığımı söyleyip fitne koyanlar var. Gidip  Cumhurbaşkanı ile konuştum.

    “Eğer dediğimi yapsaydık sonraki birçok tıkanma yaşanmayabilirdi, Cumhurbaşkanı ile hukukumuz zedelenmezdi”

    Gelin Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile konuşayım, onları pür parlamenter sistemine ikna edelim, bütün yetkileri başbakanda toplayalım’ dedim. Siz başbakan olun ve bütün yetki sizde olsun. ‘İsterseniz ben danışmanınız olayım istemiyorsanız ben akademisyenliğe dönelim’ dedim. Perşembe gününe kadar siz tefekkür edin, istediğiniz arkadaşlarla konuşun dedim. ‘Benim size meydan okuma gibi bir kaygım yok’ dedim. Erdoğan, ‘böyle devam edelim’ dedi. Eğer onu yapmış olsaydık sonraki birçok tıkanma yaşanmayabilirdi. Aramızdaki hukuk zedelenmezdi.

    “Bana o iftiraları atanlara şahsi kul hakkım helal olsun”

    Kırgınlığı keşfetmiş olmak güzel bir şey ama önce hepimiz karşı tarafı ne kadar kırdığımıza bakalım. Ben kırgın değilim. Ben bayram tebriği için aradım Cumhurbaşkanını. Ben hukukları gözetirim. Benim kırgınlığım şahsıma yapılan şeylerden kaynaklanmıyor. Bana o iftiraları atanlara şahsi kul hakkım helal olsun.

    İstikşafı görüşmeler bağlamında ben MKYK’da oturdum saatlerce konuştuk; ‘Bir, biz neden oy kaybettik, samimi görüşlerinizi söyleyin; iki, bundan sonra ne yapmalıyız?’ diye sordum. Birinci soruya verilen cevaplar hep siyasi etikle alakalıydı. O zaman dedim bununla ilgili partili siyasi etik kurulu kuracağız dedim. İkinci soruya o heyetin büyük çoğunluğu CHP ile koalisyon kuralım dedi. Bir kısım da MHP ile koalisyon dedi. Ama seçimlerin yenilenmesi üzerinde de duruk.

    (Siz koalisyonu Erdoğan’sız bir AKP için mi istediniz?) Tarafsız ama AKP’nin manevi olarak lideri durumunda. 12 Eylül kongresine giderken, Ankara’da ilk olarak alternatif MKYK listeleri hazırlanırken, Cumhurbaşkanına ‘ben burada liste tartışması yapmam dedim.Kimi istiyorsanız onu getirin’ dedim. ‘Birileri size gelip senaryolar söylüyor ya benim tek hedefim bu partiyi kurumsallaştırmak’ dedim. Bu parti kurumsallaşırsa Türk siyasetinin en geniş örgütlenmesi olacak dedim. Ben sizin kurduğunuzu yaşatmaya çalışıyorum dedim. İzin vermezseniz ya sizin ya benim ömrümde bu parti biter dedim. Ben hiçbir zaman Cumhurbaşkanı’nın liderliğini elinden almak, onu etkisiz kılmak niyetinde olmadım. Böyle küçük hesaplar peşinde olsaydım Başbakanlığı bırakmazdım.

    “Cumhurbaşkanı benden ‘Sen başbakan ol ama başbakan gibi olmamayı’ istedi”

    Devlet işleyişi bağlamında hata yaptığımı düşünmüyorum, başbakanlığı bırakmam konusunda. Bırakmamış olsaydım çok çirkinleşen bir siyasetin parçası haline gelirdim ve parti bölünürdü. O gece üç yol vardı önümde. (2 Mayıs gecesi) Gece ayrısı kalkıp tek başıma bir yere çekilerek aldım. Çalışma odama çekildi. Bu muameleyi ne kalbim, ne aklım be vicdanım aldı! Ne yaptım ben? Ter dökmekten, ailemi ihmal etmekten başka ne yaptım! Üç gün üst üste aynı yatakta yatmadım ben. Üç yol var önümde, bir MKYK ile bana; ‘Sen başbakan gibi görün ama başkana olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma’ dendi. Bunu benden Cumhurbaşkanı ve MKYK’ya imza atanlar istiyordu. Ben kendimi bilirim benden her şey olur da düşük profilli olmaz. (Kukla mı demek istiyorsunuz?) Öyle bir ifade dolaylı da olsa kimseye söylemem. Ben böyleydim, akademik hayatta da böyleydim. İkinci yol, mücadele etmekti. Kongreyi kazansam bir türlü kazanmasam başka türlü bölünürdü parti. Buradan izzetle girdiğim yoldan izzetle çıkmanın yolu çekilmek olduğunu söyledim o gün çalışma odamda. Keşke diyorum, bir ay daha sabredip Haziran ayınca vize muafiyetini alıp ayrılsaydım. Aynı gün AB Komisyonu AB Konseyi’ne Türkiye ile vize muafiyeti başlatılması kararını gönderen kararı gönderdi. Ve Haziran ayı içinde kalkacaktı. Siyasi etik kanunu vardı, o zaman 72 maddeden 7’si kalmıştı. Siyasi etik çıksın sonrası daha sonra tamamlanır gibi bir durum vardı.

    “Cumhurbaşkanı Yardımcısı mutlaka seçimle gelmeli, bakanlar Meclis’ten onay almalı”

    Aile hayatına özen gösterilmeli. Kimse Kılıçdaroğlu ya da Erdoğan’ın özel hayatı üzerinden eleştirmemesi gerekir. Gezi eylemlerine yapılan Erdoğan’a saldırılarda, yanındaydım. Albayrak’a yapılan aile eleştirisi değildir, bakandır bunları göğüslemesi lazım. Eğer içeride bir revizyon olacaksa bu çizgiyi net çekmek gerekir. Cumhurbaşkanlığı genel başkanlığa gelirsek, bir yıllık tecrübe bize şunu gösterdi partili cumhurbaşkanı olunca partinin yapısı etkileniyor. Cumhurbaşkanı da insan birinden birine yoğunlaşınca diğeri ihmal ediliyor. 15 Temmuz’da ben Meclis’teydim bence genel başkan konuşmalıydı ama genel başkan yardımcıları konuştu. Erdoğan konuşmayınca Kılıçdaroğlu da Akşener de konuşamadı. Hâlbuki bunlar yarışa, siyasi rekabet genel başkan tarafından götürülse Cumhurbaşkanlığı zarar görmez, hakem görevini yürütebilir.

    Herkes şunu bilmeli ki 15 Temmuz’dan 6 ay sonra yapılan bir oylama bu.15 Temmuz’un etkisi var. Parti içinde bir kriz çıksa darbeciler umutlanabilirdi. Ben bunları Kaygılarım var diye Cumhurbaşkanı’na ilettim. Bu kaygılarla ben kampanyaya katılmam dedim. Konya’da çıktım ama ağır eleştirilere rağmen evet oyuna çağrıda bulunmadım. Genel başkanlık ayrılmalı cumhurbaşkanı yardımcısı kesinlikle seçimle gelmeli. Bakanlar mutlaka meclisten onay alarak göreve başlamalı. Yargı bağımsızlığı teminat altına alınmalı. Bunun ini de meclisten atanan yargı üyeleri ile Cumhurbaşkanlığı arasında bir denge sağlanmalı. Yasanın güçlendirilmesi şart. Müsteşarlığın kaldırılması yanlış olmuştur. Bakanların siyasi ve teknokratik niteliği netleşmeli. Şimdi karma bir şey var. Türkiye’yi yüzde 50+1’e mahkûm etmek parlamenter sistemden çok daha yoğun bir belirsizliği önümüze getirdi. Herkes istediği andan koalisyonu bozup başka bir alana geçebilir.

    “MHP ile ittifakla Meclis’teki çoğunluğu kaybedeceğimizi Cumhurbaşkanına ilettim”

    Kesinlikle MHP ile koalisyon da kurabilirdim ben. Ben MHP’lilerin muhatap alınmamasını söylemiyorum.

    MHP ile ittifakla Kürt oylarını kaybetme ihtimalimiz olduğu için Meclis’teki çoğunluğu kaybedeceğimizi Cumhurbaşkanına ilettim. Bazı konularda uzlaşma sağlanabileceğini düşünüyorum. Cumhurbaşkanı yardımcısının seçimle gelmesi. Yasamayı güçlendirecek tedbirler alınabilir. Bazı şeyler doğrudan yapılabilir. Yapılabilir ama yapılır mı bilemem.

    Erdoğan’dan Ali Babacan’a tepki: Ümmeti parçalamaya hakkınız yok

    Davutoğlu’ndan Ali Babacan ve Abdullah Gül sorusuna yanıt

    (Partiden ayrılma opsiyonunuz masada duruyor. Peki, Babacan ve Gül ile arkadaşları bu kararı aldılar. Neden onlarla birlikte değilsiniz?) Şimdi, Sayın Gül ve Babacan bir parti kurma konusunda bir irade beyan ettiklerini ben duymadım. Babacan ile bir yıldır görüşmedik. Babacan ile aramızdaki hukukun ölçüsü yoktur. Hep bir güven ilişkisi oldu aramızda. 1 Kasım’da ısrarla olmasını istediğim arkadaşlarımızdan biriydi. Çünkü Türkiye’nin Babacan gibi arkadaşlara ihtiyacı var. Yetişmiş devlet adamlarından bir kişiyi bile ihmal veya israf etmek bir milletin yapabileceği en ağır israftır. Hakkında herhangi bir olumsuzluk olmayan bir devlet adamının gitmesi en büyük israftır. O süreç içinde bir yıl içinde çok istişarelerde bulunduk. Muhtemelen Babacan benim manifestomu okuduğunda kendisi de imza atacak nitelikte görmüştür diye düşünüyorum. Ben bu konuda da elimden geleni yaptım, beraber olabilmek için. Parti içinde de dışında da, hep konuştuk. Önümüzdeki dönem ne gösterir bilemem ama bu soruyu Ali Beye de sormak lazım.

    “Ali Babacan’a soruşturma başlatıldığında aradım, destek verdim”

    Benimle ilgili çalışmış herhangi bir arkadaşıma haksızlık yapılmasına tahammül göstermem. Ali Babacan’a soruşturma başlatıldığında aradım, destek verdim. Babacan’ın bürokratik ciddiyetine, titizliğine şahidim. Onun arkasında durmak benim görevim. Bu kim olursa olsun. Manifestodan sonra bir kendisiyle görüştük. Dostane bir görüşme oldu. Öneri götürmedim. 31 Mart öncesinde Ali Bey’e 31 Mart’tan sonra Türkiye’yi kritik bir zaman beklediğini, hepimizin konuşması gerektiğini, beklemek gerekmediğini, 31 Mart’ta AK Parti çok büyük oranda bir zafer kazansa da kazanamasa da yanlış gidenleri söylememiz gerektiğini söyledim.

    Ali Babacan ve Abdullah Gül ile neden beraber olmadığımızı bilmiyorum.

    Dilipak’tan Babacan’a 40 soru: Birini doğru cevaplasanız, sizinle beraber olacağım

    EMEVİ CAMİİ SAVUNMASI

    (Suriye konusunda bir pişmanlığınız var mı?) Sayın Esat’la ilk görüşmemiz Şubat 2003, Irak savaşı başlarken gittim, Irak Savaşı’nı engellemek için ilk önce Suriye ile temasta bulunduk. O zaman da bana Türkiye’nin eksenini kaydırıyor deniyordu. O zamandan sonra aramızda güven ilişkisi oldu. 62 kere gittim ben Suriye’ye vizeleri kaldırdık. Arap Baharı başladığında biz Suriye’yi korumak için her şey yaptık. Suriye’nin yanında olduğumuzu küçük reformlarla bunu yönetilmesi gerektiğini söyledik. Pişman mısınız? sorusuna cevaben söylüyorum, Suriye’de tek bir yürek yıkıldıysa onun hüznünü içimde hissediyorum ama gereken her şeyi yaptık. Beşer Esad’ın ve Suriye’nin böyle bir facia yaşamaması için bütün uyarıları yaptık. Esad’la benim yaptığı 6.5 saatlik görüşmede Esad bana beyaz kağıt vermiş de ben reddetmişim gibi iddialar var. Mezhepçilik yapmadık. Esad o zaman da Nusayridi. Biz bilerek ilişkiye geçtik.

    Suriye’de elimizden geleni yatık. Yetersiz kaldığımız yerler de oldu.

    Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağım diye bir ifadem yok. Algı operasyonu yapılarak bütün bunlar bizim üzerimize yıkılıyor.

    DEAŞ’a karşı operasyon emrini veren de 2015’te biziz. Şöyle bir bakın Allah aşkına benden DEAŞ’a destek çıkacak bir şey var mı?

    “O dönemde FETÖ’nün yapılanmadığı yer mi vardı?”

    Aynı dönemde emniyetteki ordudaki FETÖ yapılandırmasını göz önünde bulundurun. Bakan arkadaşları bana yapılan gibi hedef göstermek istemem. İçişleri Bakanlığına bunu neden yaptınız diye sorulmuyor ama Dışişleri Bakanlığına soruluyor. Sınır güvenliğini sağlamak benim görevim mi? (Dışişleri Bakanlığı’ndaki FETÖ yapılanmasının sebebi kimdir peki?) O dönemde FETÖ’nün yapılanmadığı yer mi vardı?

    Dışişleri Bakanlığı’nda bu konudan dolayı soruşturma geçirenlerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Somuttan kaçamayız. Varsa bir hata hepimiz bunları eleştirmeliyiz. Ama bir kere Dışişleri Bakanlığı’ndakiler KPSS üzerinden gelmiştir.

    Elimizden geleni yaptık ama eleştiri her zamanki hakkınız.

    (Perinçek sizin Babacan ve Gül’ün FETÖ’nün siyasi ayağını oluşturduğunu söylüyor siz misiniz FETÖ’nün siyasi ayağı?) Benim akademik hayatımda ve düşünce yapıma bakıldığında, politikalarımı takip ettiğinizde de benim bu yapıyla aramdaki mesafe görülür. Ofisi dinlenerek üst düzey bürokrat benim. Dışarıda ve içeride en çok saldırıya bu konuda uğrayan de benim.

    Perinçek FETÖ’nün ‘siyasi ayağını’ açıkladı

    FETÖ elebaşının ikna edilerek Türkiye’ye getirilmesi gerektiğini, en azından kontrol edilebileceği kanaati uyarınca bunu sağlamak üzerine Fethullah Gülen ile bir görüşme gerçekleştirdik. O da bizi vakti var diye oyaladı bizi. Gelip uyarıda bulundum, bu kişinin niyeti iyi değil,i gelmeye niyeti yok bizi oyalamaya çalışıyor dedim. Başbakan’a da bunu rapor ettim.

    (İsmail Saymaz: 2012 yılında mülteci sayısı 100 bine ulaşırsa onları Suriye’de ağırlamak gerekir, 600 bine ulaşırsa kırmızı çizgi aşılmış olur demişsiniz) Uluslararası toplumu uyarmak için söylediğimiz bir şey. Biz bunu sınır ötesinde halledemezsek sınırlarımız içine girer bu sorun dedim. İkinci hesap hatası uluslararası toplum dediğimiz toplumun Suriye konusunda bu kadar riyakar bir tutum takınacağını düşünemedik. İdealist davrandığımız doğrudur. Kimyasal silah kullanımı tespit edildi. Hiçbir şey yapılmadı. Bu uluslararası hukuk meselesi. Uluslararası hukukun bu kadar ayaklar altına alınacağını kimse tahmin etmedi. Bunun sonuçlarını bir şahsa, hatta tek bir ülkeye yüklemenin doğru olmadığını söylüyorum.

    (Akif Beki: PYD politikası doğru mu yönetildi?)

    Süleyman Şah türbesinin taşınması konusu milli Güvenli Kurulu’nda alınan karardır. Sanki 1921’de taşınan toprak ile bizim taşıdığımız toprağın aynı olduğu düşünülüyor. PYD ile yürütülen o şeyler Erdoğan’ın başlattığı çözüm süreci devam ederken yürümüştür. Kürt halkını rencide edilen her türlü söylemin karşısındayım. Bunun Tükiye’nin birliğine zarar verdiğini söylüyorum.

    (İsmail Saymaz: 10 Ekim Gar katliamından sonra ‘şimdi anketler geliyor kamuoyunun nabzını tutuyoruz oylarımızda yükseliş trendi var’; Van’daki konuşmanızda ‘AKP iktidarı indirilirse buralarda beyaz toroslar dolaştırılacak’ demişsiniz)

    Gar Katliamı ile ilgili de olay yerine ilk giden benim. O katliam Türkiye’deki siyasi ortamı zehirlemek için alçakça yapılan bir terör saldırısıdır. Katliamla oy artışı arasında hiçbir bağ kurmuyorum ben. Katliam konuşulduktan sonra ayrı bir soru var burada. O zaman oylarımızda artık gözetiyorum diyorum. İkisi arasında hiçbir bağ yok. Bunu söylemeyi ahlaksızlık olarak görürüm. Siyasi bir menfaat beklemem söz konusu değil. Beyaz Toroslar ise Van’da yaptığım konuşma. O dönemde PKK ve HDP de öyle bir terör havası estiriyorlardı ki o mitinge bile yansıyan bir asayiş sorunu vardı. Türkyie’de kamu düzeni sağlanamazsa 90’lı yılların hadiselerini canlandırmak isteyenler çıkabilir dedim.

    (S-400’ler) Türkiye’nin kendi egemenliği içinde alacağı her tedbir haklı tedbirdir.

    Türkiye Rusya ilişkileri derinleşmesi doğrudur ama alternatifler üretilmeden bu ilişkinin derinleştirilmesi ileride sorunlar doğurabilir.

    Amerika ile ilişkilerin yeniden masaya yatırılması, kurumsal düzeyde aradaki ilişki nereye gidiyor diye konuşmak gerekir. Avrupa ile ilişkiler mutlaka rehabilite edilmeli.

    “Hangi işgüzar bilmiyorum ama…”

    2012 Haziran’ında Suriye uçağı bizim uçağı düşürdü. Başbakanımız o dönem angajman kuralları ilan eti. Türk sınırına 5 km yaklaşan uçaklar vurulur şeklinde. Bu andan itibaren yerine getirilen talimatlar Başbakan’dan alınmış sayılır. Ben başbakan olunca bu angajman kuralları yenilendi. G-20 Zirvesi nedeniyle Putin geldiğinde bu konulara dikkat edilmesi gerektiği söylendi. Bizim hava sahasına girip Bayırbucak Türkmenleri vuruluyordu. Bunlar Rusya’ya iletildi. Rus uçağı düşürüldüğünde kesinlikle açıklama yapmayacaksınız, ‘ Sınırlarımızda kimliği belirsiz bir uçak düşürülmüştür’ diyeceksiniz dedim. Rusya ile de bu durumu paylaşmamız lazım dedim. O arada da Rusya aynı şeyi düşünmüşüz gibi uçağımız düşürülmüştür diye açıklama yaptı. Hangi işgüzar bilmiyorum ama 10 dakika sonra Cumhurbaşkanlığı’ndan Rus uçağını düşürdük diye bir açıklama yapıldı. Hemen Genelkurmay Başkanı’yla görüştüm, bir iletişim hatası olduğunu söyledi ve o açıklama 2 dakika içinde geri çekildi. Komşu ülkelere izah edin, kimse bu olaydan sonra kaygı duymasın dedim. Putin’in hemen aranmasını arz ettim Cumhurbaşkanı’ndan. Ben öğleden sonra hükümete açıklamak üzere ayrıldım. Akşam 5’te görüştüğümüzde Putin’den sert bir açıklama geldi. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Olayın seyri budur. Sonra Ruslar ile iletişime geçtiğimizde bu yanlış açıklamanın neye sebebiyet verdiği ortada. Bir gün sonra grup konuşmam var. Diyorum ki Rusya bizim dostumuz, bir iletişim hatasından dolayı bu ilişkiye zarar verilmemelidir. Bunun Rus uçağı olduğu bilinseydi bu netice olmazdı dedik.

    Perde gerisi diplomasiye izin vermek gerekir. Ben ne denmemesi gerektiğini söyledim. Kim yaptırdı o açıklamayı? Reuters o açıklama üzerinden verdi ve o arka kapı diplomasisinin imkânı kalmadı. Ben hiçbir krizi tansiyon yükselterek yönetmedim. Peki talimatı kim verdi? O güvenlik toplantısında genelkurmay başkanımız haklı olarak dedi ki, pilotla ilgili çok söylemler var. FETÖ’ydü bilmem neydi. Bunu araştırın dedim, bu pilotun bir yanlışı varsa derhal tedbir alın yok değilse bana bilgi verin. Silahlı kuvvetlerimizin vatan görevi yaparken tereddüt etmesine ben izin vermem. Sorumluluk bana aittir. Ertesi gün geldiler, geçmişini kontrol ettik ve herhangi bir FETÖ geçmişi yok dediler. Bunun üzerine bir açıklama yaparsanız güzel olur dedim. Talimatı ben verdim dediğim cümle, o Rus uçağı ile ilgili talimat değildi. Ben özeleştiri yaparım. Nitekim Suriye’de hesap hataları olduğunu söyledim.

    Hakaretlerin beni en çok üzen tarafı, omuz omuza verdiğimiz arkadaşlarımızın sessizliği. Cumhurbaşkanı’na da söylüyorum, bu ortak sorumluluğumuzdu demeli. O gün o kulisin sebebi, perde gerisi diplomasiye izin verilmemesiydi.

    Genel Başkanlık önerseler AKP’ye gider yorumları var?

    Zihninizin sürece ayarlı olması lazım. Dinamik süreç yürüten devlet adamları net takvimlerin şartları oluşmadan söylemez. Herhalde hiç kimse bu netlikte bir manifesto yayınlayacağımı beklemiyordu. Ben bu manifestoyu Ocak ayında hazırlamıştım. Kafamda bir plan var. Gönlüm ister ki Cumhurbaşkanımız manifestoda geçen teklifleri göz önüne alır, partiyi yeniden kurumsallaştıracak adımları atar, ben de kitaplarımı yazarım. Bu olmadığı anda da atılması gereken adım, üstlenmesi gereken bir misyon varsa, ne olması gerekiyorsa yaparım.

    Prensipte ben 23 Haziran seçimlerine karşı çıktım. AK Parti’nin bir travma yaşamaması için karşı çıktım.”