• Çay-Sen Başkanı Memişoğlu: Çay üreticisi cepleri dolu kalpazanlara yem ediliyor
    03 Eylül 2019

    Son dönemlerde satış fiyatına zam gelen fakat üreticinin başta kota ve alım fiyatı düşüklüğü gibi bir çok başlıkta şikayetçi olduğu çay meselesini, Çay-Sen (Çay Üreticileri Sendikası) Kurucu Genel Başkanı Recep Memişoğlu ile konuştuk.

    Taban fiyat ve özel sektörün alım fiyatı arasında ki fark nedir? Kota sorunu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

    Taban fiyatla, özel sektör fiyatı araladığının sınırı yoktur. Bu sınırı belirleyen, Çaykurun alım politikasıdır. Çaykur eğer, yaş çayı sistemli ve programlı alım politikası uygulayarak, alması gereken çayı zamanında  kota alımını gerçekleştirse sorun kalmayacaktır.

    İşte bu fiyat aralığı, üreticinin çayını rahat satıp satamaması ile alakalı durum belirlemektedir. Bu aralık, ödeme zaman aralığına göre 30 kuruştan başlıyor 50 kuruşa kadar çıkabiliyor.

    Kota, tüm tarım ürünlerine uygulanan bir yöntemdir. Nedir amacı, ürünün tarlada üretim sürecini kontrol etmek, alımın tümünü almak istememek, üretimi kısıtlamak ve özelin alımına çare bulmak vb.

    Üretici kota ve kontenjan sorununa bile artık alıştı ve kısıtlılığı kanıksadı. Fakat, buna rağmen sorun yaratan ve sorunu derinleştiren devletin kurumudur.

    Bazı bölgede uygulanmaya başlanan kamyon üstü alım şeklinin biraz anlatabilir misiniz? Bu şeklin uygulanabilirliği nedir?  Üreticiyi veya Çaykur’u olumlu mu olumsuz mu etkiliyor?

    Bu sorunun yanıtı tam bir Hacivat-Karagöz oyunudur. Bu alımın ne kadar denetlendiği, bu çay alımını yapanlar kim için nasıl çay aldıklarının açıklaması yoktur. Ayrıca bu alımcıların aldıkları çayların desteklemesinin verilip verilmediği de takip edilememektedir. Çünkü üretici eline geçeni bilmekte, gerisini hesap etmemektedir. Bu alıcıların, üreticinin hakkı olan desteklemeyi kendi üstlerine yazdıkları iddiası da vardır. Tam bir korsancılık ve tefeciliktir. Peşin paraya ihtiyacı olan üretici, cepleri dolu bu kalpazanlara yem edilmektedir. Devlette seyretmektedir.

    Çaykur, Devlet istediği için bu uygulama yapılabilmektedir. Devletin gözleri önünde bir soygun yapılmakta ve devlette bunu seyretmektedir. Üretici sahipsiz ve örgütsüz olduğundan çaresizce oyunun ortağı olmaktadır. Çaykurun bence istediği şekilde elini rahatlatmaktadır. Çünkü vatandaşın çayının elinde kalması demek çaykurun alttan yukarıya bir tazyik yemesi demektir. Bu dalgayı bu şekilde alttan kırılması sağlanmaktadır.

    İthal çay meselesi ve Çaykur’un zarar etmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

    İthal çay bu ülkenin ve yaş çay üreticisinin yıllarca kanayan yarasıdır. Burada da devlet bilerek ve isteyerek göz yummakta, kaçak ve ithal çaya karşı mücadele ediyorum gibi yaparak, aslında çanak tutmaktadır. Devletin gümrüklerinden, kamyonlarla, minibüslerle, bavullarla, otobüslerle binlerce ton çay nasıl içeriye sokulmaktadır.

    Güney doğu, Çaykur çayının değil çayını adını bile duymamıştır. Devlet bilerek ve isteyerek bu bölgeyi önce kaçak çaya sonrada özele terk etmiştir.

    Hiçbir tarım ürününe ithalatta yüzde 145 gümrük vergisi uygulanmamaktadır. Bu istisna sadece Çayda vardır. Buna rağmen çay ithal edilir. Çünkü dünya çay üretimi, plantasyonlar şeklinde dünya tekelleri tarafından ve ücretlerin göreceli daha ucuz olduğu ülkelerde üretim yapılmaktadır. Bizden neredeyse üçte bir fiyatına mal edilen çaya siz bu kadar gümrük vergisi koysanız bile, yine de ülkeye daha ucuza sokmuş olursunuz. Tekeller ve özeller neden bu yöntemi tercih etmesinler. Ki ediyorlar, Türk çayı ile harmanlayarak satıyorlar.

    Çaykur zarar etmiyor, bilerek ve isteyerek zarar ettiriliyor. Çaykur, her yıl elinde tutması gereken çayın (20 bin ton) neredeyse dört katı(80 bin ton) bir çayla sezona başlamaktadır. Ki bu da Çaykurun çayını pazarlayamaması, satamaması anlamına gelmektedir. Ancak Özel sektörün elinde neredeyse satacak çay kalmamıştır. Bunun yanında Çaykuru üreticiye ödenecek borcu yoktur. Peki, bu nasıl oluyor? Çayını satamazken üreticiye ödenmesi gereken ödemeler nasıl yapılıyor? Bunun bir tek yanıtı vardır, bankalardan faizli kredi çektirilmektedir. Ki bu son dönemlerde Çaykurun zarar açıklamasının başka bir açıklaması olabilir mi?

    Çaykurun zarar etmesi sadece bu da değil. Çaykur nezdinde kurdurulan yan şirketler adeta Çaykuru semiriyor.  Pazarlama şirketlerinin kurduğu 9 şirketin üzerinde tepe şirket olarak kurdurulan ‘Çaytaş’ gibi şirketlerle Çaykur adeta soydurulmaktadır. Bu şirketlerin başına da partizanca yakınlarını atamaları sonucu sefalarını sürmektedirler.

    Tek başına Çaytaş bile Çaykurun nasıl semirildiğinin bir kanıtıdır.

    Mecliste bekleyen çay kanunu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

    Bu kanun tamamen özel sektörün sorunlarını çözen, kollayan ve gözeten bir kanundur. Kanun, AKP vekili Bayramoğlu öncülüğünde hazırlanan, bizimde(Çaysen)  olarak katıldığımız, görüşlerimizi ifade ettiğimiz bir oluşum süresinde hazırlandı. Fakat biz, iktidarın yapmak istediği oyunun oyuncağı olmamak için yarı yolda protesto ederek süreçten ayrıldık. Yaptıkları, kurum ve kuruluşları kendilerine payanda yaparak, ‘bakın tüm tarafların görüşlerini aldık, birlikte hazırladık’ diyebilmek için kattılar. Oysa kendi tasarladıkları bir kanun hazırladılar.

    Söylenecek çok şey var ama kısaca özeti şudur; Kuru çayımız uluslararası piyasada fiyat verilecek, yani dünya tekellerini belirlediği bir fiyattır bu. Burada verilecek fiyat üzerinden yaş çayada bir fiyat biçilecektir. Bu uygulamada, üreticinin maliyet hesabı olmayacaktır.

    Çay-Sen’in örgütlülüğü ne durumda, nasıl zorluklar yaşıyorsunuz?

    Çaysen, örgütlenemezsin, üretici ile buluşamasın diye kurulduğumuz 2007 yılından itibaren hakkımızda davalar açıldı, sürekli adiye koridorlarında koşturduk. Dava uzun sürdü, neredeyse 7-8 yıl. Bu sürede yeni şubeler açamadık(sadece Of’da bir şubemiz vardı), üye yapamadık ve örgütlenmemiz sekteye uğradı. Yine bu süreç, gerek kurucu yönetimdeki arkadaşlarımız gerekse üretici adeta ümidini kaybederek süreçten düştü. Ve neredeyse sahipsiz bir kurum olarak kaldı. Bize bu süreç adeta yaşatıldı. 

    Şimdi ise, yasallık kazanmamıza rağmen bu konuda adım atacak paydaşlar ortaya çıkartılamadığından dolayı kuruluma yasal bir boyut hala kazandırılabilmiş değil.

    Çayın emekçileri kimlerden oluşuyor, nereden geliyorlar, ücretleri ve onların yaşam koşulları nasıl?

    Çayın emekçileri bizzat eken, bakımını yapan, biçen ve buradan ekmek yiyenlerdir. Ancak çayın bu süreci, Türkiye tarımsal konjonktürü gereği bölgede üzerine düşeni almıştır. Kentlere yığılan insanlar, köylerini terk etmişler ve üretimden kopartılmışlardır. Buna aile içerisinde, zamanla bölünen toprakların da eklenmesiyle toprak ve ürün geçimlik olmaktan neredeyse çıkmıştır. Böyle olduğu için de genç nüfus bölgede kalmamakta göçmekte, ekmeğini büyük şehirlerde aramakta, yani gurbete gitmektedir.

    Şimdi durum şudur;

    1. Tarlasının hasadını yapamadığı için yarılığa verenler,
    2. Kendisi başında durup işçi ile toplatanlar,
    3. Hiçbir karşılık beklemeden yakınına verenler,
    4. Her şeye rağmen hala kendi aile içerisinde üretime devam edenler.

    Bu işçilerin toplama fiyatının belirlenmesi ve işçi simsarlarının sömürüsü nasıl ortadan kaldırılabilir?

    Kaldırılabilir tabi ki. Bu sorun da yaş çay üreticisinin örgütlü duruşla  çözülebilecek bir sorundur aslında. Gündelik yevmiyeler, ülkenin çoğu yöresine göre aşırı yüksek görünmektedir. Bu şundan kaynaklanmakta, yöre halkının yoğun bir iş gücüne ihtiyacı var, işi kendisi yapamıyor yani yaptırmak zorunda. Yani arz talep meselesi fiyatı, yevmiyeyi belirlemektedir. Uzun süre bu sorun Gürcülerle çözüldü. Şimdi farklı alternatifler aranmaktadır. Doğu illerinden işçiler getirilmekte ve işçi simsarları üzerinden bu iş yapılmaktadır. Yani bu simsarlar elleri oynatmadan yoksul emekçilerin üzerinden yığınla para kazanmaktadırlar. Bu yöre halkının da tepkisini çekmektedir. Çareler aranmaktadır. İşçilerle konuşup gelecek yıl direk kendilerinin gelmelerini sağlayacak imkanlar araştırılmaktadır. Üreticinin örgütlü olmadı yerde bu sorun kendiliğinden çözülmez. Üretici de mağdur olur, işçi de. Sorun bireysel çözüm üretmekte değil, birlikte ve kolektif çareler aramakla bulunur.

    Biz Çay Sen olarak bu yılki Referans talebimiz 3 lira 44 kuruş, artı 13 kuruş Destekleme ile birlikte 3 lira 57 kuruş talep ettik. 

    Çaykurun (Devletin) verdiği fiyat ise, 2 lira 90 kuruş taban artı 13 kuruş Destekleme toplamda 3 lira 3 kuruştur.

    Ziraat Odaları dahil bir çok kurum ve kuruluş zaten bu fiyatı talep etmişlerdi. Yani devletin maksimum verebileceği fiyatı talep ederek adeta pişti oldular.

    Oysa, hayatın gerçeği hiç de öyle değildir. Çünkü Devletin ‘taban fiyat’ diye açıkladığı fiyat sadece Çaykuru bağlamakta, Özel sektörü kapsamamaktadır.

    Çayın ıslah edilmesi adı altında bir projeden yıllarca bahsedilmekte ancak söylemin dışında bir arpa boyu yol gidilememiştir.  Gidilemez çünkü plansız, sistemsiz ve isteksiz bir üretim yapılmaktadır. Devlet diğer tarım üretiminden nasıl çekildiyse yakın bir zamanda bu alandan da çekilecektir. Bunun adeta zemini hazırlanmaktadır.

    2018 yılında ilk defa Özel sektör Çaykuru yaş çay alımında geçmiştir. Yani Çaykur, yaş çay alımında artık lider değildir ki bu yılda beklenen rekolte bu yöndedir. Zaten Çaykur yaş alımlarındaki isteksizliği bunu göstermektedir. Oysa Çaykur son yıllarda yaptığı yenileme ve modernleşme yatırımlarıyla, yaş çay işleme kapasitesini günlük 6 bin 500 kilodan 9 bin  kg’mın üstüne çıkarttığını iddialı şekilde kamuoyu ile paylaşmıştı. Peki bu kapasite artırımı üreticiye yansıdı mı? Kesinlikle hayır.

    Gübre fiyatlarına da değinmek gerekmektedir. Geçen yıl(2018) 1150 lira olan gübrenin tonu 2019’da 2200 lira olmuştur. Ki bu neredeyse yüzde yüz bir rakama rast gelmektedir.

    İşte bizde tam bu nedenlerden dolayı ‘Çay Kanunu’ hazırlansın, çıksın diye yıllarca mücadele ettik. Ama ülkemizde kanunlar yoksulların sorunlarını çözmek için değil varsılların sorunlarını çözmek için çıkartılmaktadır. Bağlayıcı kural ve kanunun olmadı yerde ‘dağ’ kanunu denilen korsancılık, mafyacılık ve kaptı-kaçtı kuralları işlemektedir.