Boğaziçi yasası: 23 Haziran’ın rövanşı ve rant kavgası

İstanbul’un yönetimine ilişkin girişimlerin geçmişi, neredeyse bu kentin kuruluş tarihi kadar eskidir. Ama o kadar geriye gitmeden, ilgi çekici bir kaç örnekle 23 Haziran seçimlerinin ardından gündeme getirilen, Boğaziçi Yasası taslağına ilişkin bir kaç notu paylaşmak yararlı olacağa benziyor.

İstanbul’un fethinden hemen sonra kapsamlı bir demografik planlama yapan Fatih, Bursa ve çevresindeki Ermeni Cemaatinin önemli bir bölümünü bugün “Kocamustafapaşa” adıyla anılan Samatya’ya yerleştirir. 

Örneğin ilk Ermeni Patrikhanesi Samatya’da kurulur ve günümüzde Kumkapı’da bulunan binasına geçene kadar, 160 yıla yakın hizmet verir. Büyük olasılıkla; Ortodoks Hristiyanların artık geride kalan bu kutsal kentinde, Osmanlı’nın ilk iktidar günlerinde yeniden bir tür teba örgütlenmesi istenmektedir.

İstanbul’un yönetimi padişahların ordunun başında kara seferlerine çıktıkları dönemlerde ise özellikle güvenlik kaygısıyla, Kaptan-ı Derya’ya bırakılmaktadır.

18 ve 19. Yüzyıllarda ise zaman zaman Anadolu ve Rumeli’den gelenlerin kente girişlerinin  kısıtlandığına rastlanmaktadır. Örneğin Bostancı semti buradan kente girmek isteyenleri denetleyen bir kontrol noktasıdır.

Atatürk’ün 1927 yılında Büyük Nutku okuduğu CHP kurultayına katılan İstanbul delegelerinin temsil ettikleri bölgelere bakılırsa kentin; Suriçi, Anadolu ve Avrupa yakası olmak üzere üç bölüme ayrılarak yönetildiği gözlenmektedir.

Surdışı’nın sınırları Avrupa yakasında Silivri’yi, Anadolu Yakasında ise Adaları  kapsayacak biçimde tanımlanmıştır. İstanbul o zamanlar bölünme kaygısı olmadan üçe ayrılarak yönetilmektedir.

Ancak kentin geleceğini planlayan, nüfus hareketlerini dikkate alan bir çalışmaya rastlanmaz. Örnek 1974 yılında Fransız Parlamentosunun  kabul ettiği türden bir (Code Parisienne  İstanbul yasası yoktur. 

İller idaresi Kanunu’na göre Avrupa’daki bir çok ülke kadar ya da bazılarından biraz daha az nüfusa sahip bu kent ile Hakkari ya da Kırklareli, eşdeğer kriterlerle yönetilmektedir.

Ancak İstanbul; ülke ekonomisindeki ağırlığı, iç ve dış ticaret hacmi, sahip olduğu eğitim ve sağlık kurumları, Ortadoğu ile Balkanlar’ı, Doğu Akdeniz ile Batı’yı birleştiren hava ve deniz yollarının kavşağında bulunması yüzünden değil, daha çok seçmen sayısı ve kentleşmeden kaynaklanan imar rantı yüzünden, siyaset kurumunun ilgi alanında önemli yeri  işgal eder.

Bu yüzden özel bir yönetim yasasına sahip olması, kendi seçtiği kişiler tarafından yönetilmesi, kesinlikle arzu edilmez.

Kentin büyüme eğilimlerine göre belirlenen yapılaşma ve etkinlik türlerini dikkate alan planlama yerine, İBB’de oy hakkı bulunan bütün siyasal partilerin genelde birleşerek aldıkları kararlarla, sık değişen imar planları tercih edilir.

İBB seçimlerini 25 yıllık aradan sonra CHP’nin kazanmasına verilen tepki de bu yüzdendir.

Menderes’in başlattığı kötü yapılaşmaya yol açan, geniş yollar ve montaj sanayisine kolaylık sağlayan, kıyı bandındaki ucuz sanayileşme rant kapılarını açmıştır. 

Çeyrek yüzyıl önce RP’nin 1994 yerel seçimlerini kazanmasıyla çok güçlenen, yap-satçılık kültürüne dayalı yönetim anlayışı, büyük tutarlara ulaşan alt yapı yatırımları ve kentin tarihi siluetini yok eden yüksek yapılaşma ile birleşince, on milyonlarca metrekare imar dışı inşaat ve karşılığında milyarlarca dolar rant devşirilmesine neden oldu.

Kamuoyu tepkisini ölçmek amacıyla sızdırıldığı anlaşılan; Boğaziçi Yönetimi taslağının yasalaşması halinde, özellikle Topbaş döneminde mahvedilen Boğaziçi’nde son kalan yeşilliklerin de kurutulacağına ilişkin korkuların temeli bu rant kavgasından kaynaklanmaktadır.

Aslında CHP’nin kazanmasının rövanşını almayı amaçladığı izlenimi veren bu taslağın gerçek nedeninin, kapanan rant kapılarının en değerlisini olan Boğaziçi‘ni elde tutmak olduğu ortada. ( Örnek isteyenler için  360 bin metrekare kaçak inşaat yapılan Zorlu Center)

Günümüzde Boğaziçi; merhum Dr. Aladdin Yavaşça’nın sözlerini yazarak bestelediği, ünlü şarkısındaki; “ne şen gönüllerin yatağıdır ve ne de aşıkların otağı” gibidir.

 

Bahattin Yücel Kimdir?

Bahattin Yücel 1949 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Turizm sektörünün her kademesinde 40 yılı aşkın hizmet verdi. TÜRSAB Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Sekreterliği (1978-1983), Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı (1983-1987), 3 dönem TBMM’de İstanbul Milletvekilliği (1989-1991),  19. ve 20. Dönem (1991-1999) Bayındırlık, İmar ve Turizm, Fail-i Meçhul Cinayetleri Araştırma ve Gazi Mahallesi Olaylarını soruşturan Özel Komisyonda üye olarak yer aldı. 54. T.C Hükümetinin Turizm Bakanlığı'nı üstlendi.