Doğan: “Biz Saadet Partililer olarak biz hiç mikrop savaşı yapmadık, temiz siyaset yapmaya çalıştık”

31 Mart seçimlerine sayılı günler kaldı. Adaylar seçim çalışmalarına hız verdi. Projeler kamuoyuyla paylaşılıyor, mitingler, esnaf ziyaretleri, halk buluşmaları gerçekleştiriliyor. Bu yoğun tempo içersinde Saadet Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi Adayı Mesut Doğan ile projelerini, Ankara’ya ilişkin hayallerini ve son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem partilerine hem de kurucuları olan Necmettin Erbakan’a ilişkin söylediklerini konuştuk.

Ankara için 9 ilke çerçevesinde 5 hayali gerçekleştireceklerini söyleyen Doğan bu hayallerini şöyle sıraladı: ” Herkesin 24 saat güvende hissettiği bir Ankara inşa edeceğiz. Cazibe Merkezi birden fazla olan bir Ankara için çalışacağız ve Ankara’yı tek merkezli olmaktan kurtaracağız. Günlük hayatın ucuz ancak insan hayatının değerli olduğu bir başkent inşa etmek istiyoruz. Yaşam kalitesinin yüksek olduğu yeşil ve yaşanabilir bir Ankara olması için çalışacağız. Yapılacak tüm projelerde tüm Ankaralının söz hakkının olduğu katılımcı bir Ankara inşa etmek.”

Erdoğan’ın partilerine yönelik sözlerine de Doğan şu şekilde yanıt verdi: “Bu sadece kendi tabanlarındaki bir grup fanatiği yanlarında tutma gayreti olarak görüyorum. Biz Saadet Partililer olarak biz hiç mikrop savaşı yapmadık, temiz siyaset yapmaya çalıştık.”

ESRA KOÇAK MAYDA

Anketlerle başlayalım dilerseniz. Sizin yaptırdığınız anketler var mı varsa ne diyor bu anketler size ?

24 Haziran’da da bizim yaptırmış olduğumuz anketler vardı, bugün de yaptırdığımız anketler var. Bugün anketleri en iyi okuyan Sayın Cumhurbaşkanımız ki, onun karşılığını meydanlarda ıslah insanlarımızla paylaşıyor. Ülkemizde özellikle bu seçimde yaptığımız çalışmalarda şunu görüyoruz, hem bir taraftan üzülüyoruz hem de bir taraftan belki de bazı şeylerin düzelmesi için gerekli bir dönem yaşıyoruz diye bakıyorum olaya. İnsanlarımız çok mutsuz ve geleceğe dair çok kaygılı, kafalarında çok soru işareti var, tedirginler ve bu tedirginlik insanları çok ciddi manada düşünmeye itiyor. Bizi esnafımızı, sivil toplum örgütlerini, çiftçiyi ziyaret ettiğimizde bunu görüyoruz. Aslında bununla ilgili en öz cümleyi eski başbakan şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Binali Yıldırım ifade etmişti. “İnsanların gündeminde şimdi seçim değil geçim var” demişti kendisi. Gerçekten de öyle. Bu da seçimin şuan ki sürecini ciddi manada etkiliyor. Kimisi için olumlu kimisi için olumsuz etkiliyor.

Saadet Partisi bu ülkenin en köklü partilerinden biri. Beri taraftan Saadet Partisini halkımız yerel yönetimde de merkezi yönetimde de  gördüler. Belki o yaşadıkları dönemdeki huzuru ya da ekonomik refahı bildiklerinden dolayı bugün yaşamış oldukları durumda özelikle belirli kesim insanlar hemen partimize yöneliyorlar zaten. 17 yıllık iktidara karşı halkımız hemen karar değiştiremiyor elbette. Ancak gelinen bu noktada, sosyal hayatımız, ekonomimiz kilitlendi, insanlarımız tabiri caizse kilitlendi. Bu kilidi açacak çilingir arıyorlar. İnanıyorum ki insanlarımız aradıkları doğru kaynağı ve noktayı bulacaklardır inşallah.

TÜRKİYE’NİN YÜZDE 65’İ “BELEDİYELERDE İSRAF VE YOLSUZLUK VAR” DİYOR

Esnaf ve halk ziyaretlerinizden ve halkın ekonomik kaygısından bahsettiniz. Size bu ziyaretlerde gelen en çok hangi şikayetler oldu?

Yerel seçimlere hazırlık çerçevesinde 3-4 ayda bir yaptığımız bir çalışma vardı. Bu çalışmalar kapsamında Saadet Partisi olarak 110 binin üzerinde insanımızla biraraya gelmiş olduk. Seçimin yapılacağı 1389 noktada internet üzerinden bu insanlara 11 tane soru sorduk. Belediyenizden, hayatınızdan memnun musunuz, sizce yaşadığınız bölgenin, belediyenin en büyük sorunu ne gibi sorular sorduk. Bunu 1389 dosya haline getirip, sonuçları üzerinde akademisyenlerle çalıştık ve rapor haline getirdik. Bu raporlar doğrultusunda bir yol haritası belirledik ve bu yol haritasında gördük ki, insanların en büyük derdi geçim sıkıntısı. 20-30 yıl öncesinde bir ekonomik kriz yaşandığında kırsalda yaşayan halkımız gündelik yaşamında en azından bundan çok etkilenmiyordu. Bankayla hiçbir münasebeti olmadan, cebinde bir kuruş parası olmasa bile ekmeği, suyu, yumurtası falan oluyordu. Ama şimdi plansız, programsız, kontrolsüz şehirleşme insanımız öyle bir hale getirdi ki, bugün yaşanan bir kriz 22 milyon aileyi direkt etkiliyor.

Yaptırdığımız anketlerde halkımız yerel yönetimlerden şikayetlerini şöyle sıraladı; belediyeyi hangi parti almışsa o partinin çiftliği haline gelmiş, büyük bir partizanlık var, bunun sonucu olarak işi ehline vermeme ve sıkıntılı yönetim anlayışı ortaya çıkmış.

Bu anketlerde ortaya çıkan en çarpıcı sonuçlardan biri de Türkiye halkının yüzde 65’i belediyelerde yolsuzluk ve israfın olduğuna inanıyor. Bu ülkede bereket, huzur olmaz tabiki sonuç böyle olursa. İsraf günahtır ama yolsuzluk günahın yanında hırsızlık, ahlaksızlıktır.

Başka bir sonuç da belediyelerin kendilerine hizmet götürmediğini düşünüyor vatandaşımız. Biz de hastalıktır, içerikten ziyade gösterişe önem veririz. Garibana bir parça ekmek verse bunun reklamını yapmak peşinde. Yaptığı hizmetten daha çok hizmetin reklamın apara harcanın bir dönemi yaşıyoruz.

SAADET PARTİSİNDEN ANKARA İÇİN 9 İLKE 5 HAYAL

Peki siz bu israfa, yolsuzluklara dair ne yapmayı planlıyorsunuz? CHP’li Belediye başkan adayları, Mansur Yavaş, Tunç Soyer gibi Şeffaflık Taahhütnamesi imzalıyor. Siz de böyle bir adım atacak mısınız?

Saadet Partisi olarak biz 1969’dan bugüne kadar, gerek yerel yönetimlerde gerek merkezi yönetimde bir şehri ya da bir kurumu kimin yöneteceğinden çok nasıl yönetileceğine baktık. Örneğin belediye olarak sen 5 liraya halledilecek şeyi 50 liraya hallettiysen benden takdir bekleme, bu işi yaparken kentin tarihi dokusuna zarar verdiysen, değerlerimi, hassasiyetlerimi perişan ettiysen benden takdir bekleme.

Biz de Ankara Vizyon çalışmalarımızı yürütürken bu sonuçlar çerçevesinde 3 ana başlık kullandık: Ankara Büyükşehir Belediyesini yönetirken uyacağımız ilkeler, Ankara ile ilgili hayallerimiz, Ankara için yapacaklarımız. 9 ilkemiz var bizim: Adil ve merhametli olacağız, Planlı ve Programlı olacağız, Şeffaf ve denetlenebilir olacağız, Asla partizanlık yapmayacağız, İşi ehline vereceğiz, Hizmeti eşit dağıtacağız, Kapımız herkese eşit olacak, İşleri zorlaştırmayacağız kolaylaştıracağız, İsrafa ve yolsuzluğa asla geçit vermeyeceğiz. Bu dokuz ilkemizin yanında Ankaramız için 5 hayalimiz var. Herkesin 24 saat güvende hissettiği bir Ankara inşa edeceğiz. Cazibe Merkezi birden fazla olan bir Ankara için çalışacağız ve Ankara’yı tek merkezli olmaktan kurtaracağız. Günlük hayatın ucuz ancak insan hayatının değerli olduğu bir başkent inşa etmek istiyoruz. Yaşam kalitesinin yüksek olduğu yeşil ve yaşanabilir bir Ankara olması için çalışacağız. Yapılacak tüm projelerde tüm Ankaralının söz hakkının olduğu katılımcı bir Ankara inşa etmek.Tüm bunları da yapabilmek için yapacaklarımızı 5 başlık altında toparlamaya çalıştık: Planlı kentleşme, modern ve ucuz ulaşım, yerel kalkınma, insan dostu Başkent, Sağlıklı ve güvenli Ankara.

YAVAŞ VE ÖZHASEKİ’NİN PROJELERİ “NE İŞ OLSA YAPARIM  ABİ” DİYOR

Rakipleriniz Millet İttifakının adayı Mansur Yavaş ve Cumhur İttifakının adayı Mehmet Özhaseki’nin projelerini incelediniz mi? Nasıl buldunuz, siz bunlara ek olarak neler sunuyorsunuz?

Evet inceledim. Özelikle şunu söylemek isterim. Bir insan ülkesiyle dertlenip, şehriyle dertlenip ortaya bir proje koymasını ben anlamlı görüyorum ve her iki kişiyi de tebrik ediyorum. Ama gördüğüm şu bu çalışmayı yürütürken şu kaygıyı gütmüşler ve seçmene şu mesajı vermeye çalışmışlar: “Bizim Ankara’da varolan tüm sorunlarla ilgili düşünlerimiz var, biz sizin ne istediğinizi biliyoruz.”

Bu biraz abartılı popülizm noktasına dayanmış ve ne iş olsa yaparım abi konumuna gelmiş, yeter ki oy verin. Belki de gereklidir oy almak için bilmiyorum. Ancak bu yaklaşımlar bizi perişan ediyor ve sonrasında bunları ortadan kaldıramıyoruz.

Bu projelerde gördüğümüz diğer şey, zaten belediyenin yapmak zorunda olduğu bazı şeyleri de proje olarak sunmuşlar. Buna gerek yok ki belediye başkanı olduğunda yapmak zorundasın zaten A, B, C işlerini. Ama temelde sorun olarak gördüğüm eksiklik ise, bütün sorunlara sonuçtan bakarak o sorunları sonuçtan çözmek çabasına içine girmişler. Halbuki biz varolan sorunlara sonuç penceresinden bakıp, ona göre adım atarsak, bu atacağın adım pansuman tedbir olur. O sorunları doğuran sebeplerden yola çıkmamız lazım ki, attığımız adım 10 yıl, 20 yıl, 100 yıl bizi rahatlatsın.

Projelerdeki başka bir eksiklik de olaylara bütüncül değil parça parça bakılmış bunun getirdiği sorunlar var.

Mesela metro hafif raylı sistemlere ilişkin Mehmet Bey’in de, Mansur Bey’in de projeleri var. Bu konuda uzman kardeşlerimizi çağırdık, bu projeleri masaya yatırdık. Şu anda mevcut hafif raylı sistemlere ilişkin haritaları önümüze koyduk ve projeler üzerinden değerlendirdik. Sonuç olarak Saadet Partisi olarak bu projelerin dışında bir yaklaşım sergiledik. Belki bizim yaklaşımımız hemen olabilecek birşey değil ama yapıldığı zaman Ankara’yı uzun yıllar taşıyacak bir sistem olacak. Bunu da 12 Mart akşamı halkımızla ve tüm kamuoyuyla paylaşacağız.

Ulaşım sorununu çözerken Almaya, Amerika, Japonya gibi ülkelerin şehirlerinin planlamalarını inceledik.

Yerel kalkınmaya ilişkin örneğin, gençlerimizin, ev hanımlarımızın evde üretebileceği, ev ekonomisine katkı sunacağı adımların alt zeminini oluşturmaktan tutun, köydeki insanımızın tarlalarındaki bahçelerindeki ürünleri satacakları alanları inşa etmek için ne yapabileceğimizi ortaya koyduk.

Ankara’yı İnsan dostu başkent yapmak istiyoruz. Her kesime hitap eden kültürel faaliyetlerin önünü açacağız. ayrıca insanların bu kültürel faaliyetlere katılımını kolaylaştıracağız. Bunun yanında sivil toplum örgütleri ve hemşeri dernekleri ile ilgili çalışmalarımız var. Bu dernekleri ben çok önemsiyorum. Anadolu’dan gelen insanımız İstanbul’da Ankara’da, Bursa’da, İzmir’de kendini gurbette görüyor ve bu dernekler geldikleri şehirlerle yaşadıkları şehirler arasında köprü vazifesi görürken çok önemli bir misyon üsteleniyor esasında. Belediyenin yükünü de hafifletiyor. Örneğin, köyünün gençlerine burs sağlıyor, biri öldüğünde cenazesini bu dernekler kaldırıyor gibi. Bu nedenle bu dernekleri destekleyecek projelerimiz var.

Sağlıklı ve güvenli bir Ankara inşa edeceğiz. Ses, görüntü, hava kirliliği olmayan, musluktan temiz su içebileceğimiz bir çalışmamız olacak.

Kazanamadığınız takdirde bu projelerinizi hayata geçirmek için çeşitli çabalarınız olacak mı?

Elbette olacak. Biz kazanamasak da tarihe şerh düşüp bizim projelerimizin uygulanmasını isteriz. Aksi de mümkün biz kazanmışsak da bunu Mansur Bey söyledi, bunu Mehmet Bey söyledi demeden halkın yararına olan projeyi destekleyeceğiz.

TILSIMI BOZMAK İSTEMİYORUZ

Yaptırdığınız anketlerde, alana indiğinizde alacağınız oy oranını nasıl görüyorsunuz?

Şu anki yaptırdığımız anketlerde gördüğümüz oy oranını söylemek belki tılsımı bozar o yüzden paylaşmayayım izin verirseniz. Bugün hayal edemediğimiz yüksek bir rakam görüyoruz. Tılsım gizem bozulsun istemiyoruz.

Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere diğer siyasi liderler bu seçime çok sert girdiler. Devleti yönetmeye talip olan insanlar bir oyu almak için iftira atamazlar, yalan söyleyemezler bunlar bile yapıldı. Benim şöyle bir endişem vardı, en tepedeki insanların bile böylesine “tetikçilik” yaptığı bir seçim atmosferinde arazide çok sıkıntı yaşarız diyordum.  Ama gittiğimde gördüm ki, insanlarımız kavga etmek istemiyorlar, çünkü biliyorlar ki oy kullandıktan sonra sağ taraflarındaki komşu CHP’li, sol taraflarında AK Parti, diğer tarafta MHP, diğer tarafta Saadet Partisi var. Hiç kimsenin kardeşim sen benim istediğim şekilde oy kullanacaksın deme haddi de yok hakkı da yok.

CUMHURBAŞKANININ BU SÖZLERİNİ AKILLA İZAH EDEMİYORUM

İktidar partisi özellikle Saadet Partisi Kurucusu olan Necmettin Erbakan üzerinden size yükleniyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Cumhurbaşkanı Erdoğan Saadet Partisi’nde de yer almış bir isim olmasına rağmen partinize “Saadetcik” diye sesleniyor. Bunlara ilişkin neler söylemek istersiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımız ve AK Partili yöneticilerin Sayın Erbakan Hoca üzerinden söyledikleri o sözlere sadece Saadet Partililer değil, AK Partililer bile gülüyorlar. Çünkü çok olmadı. 2002 yılında ne oldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve AK Parti yöneticilerinin yaptıkları bu eleştirileri akılla izah edemiyorum. Erbakan Hoca’nın yaşarken onlarla ilgili ne söylediği ortada, AK Parti ile ilgili ne söylediği ortada. Bu sadece kendi tabanlarındaki bir grup fanatiği yanlarında tutma gayreti olarak görüyorum. Bugün herkes biliyor, 2000’de, 2002’de, 28 Şubat’ta neler yaşandığını.

Biz Saadet Partililer olarak attığımız hiçbir adımdan ve söylediğimiz hiçbir sözden utanmak zorunda kalmadık, geri dönmek mecburiyetinde kalmadık. Çünkü kişi endeksli değil, ilkeler endeksli siyaset yaptık. Ama birileri dün söylediklerini bugün yalanlamak mecburiyetinde kalabiliyorlar. İnsanlar eğer hala utanma duygusunu hala taşıyorlarsa, 5 yıl önce söylediği sözleri bugün hatırlattığımızda bugün sokağa çıkamamaları gerekir. Ama tüm bunlara rağmen biz Saadet Partililer olarak biz hiç mikrop savaşı yapmadık, temiz siyaset yapmaya çalıştık.

Biz bu ülkede yaşayan herkesin, sağcı, solcu, ülkücü, sosyalist  herkesin Saadet Partisi’ni Saadet Partiliden tanısın istiyoruz. Bu seçimi sakin ve soğuk kanlı kalanlar kazanacak.

Devlet yönetme zorunluluğu sırtında olan insan bu ülkenin yüzde ellisini hain ilan edebilir mi? Bu ülkede asıl hainlik kendi gibi düşünmeyeni hain ilan etmektir.

Erbakan Hoca o kadar hakarete uğradığı zaman bile toplumu kutuplaştırmadı.4 milyon üyesi olan partisi kapatıldı o zaman bile çığırtkanlık yapıp insanları tahrik etmedi. Devlet adamı demek gerektiğinde ülkesini partisinin önünde tutabilmektir.  gösteriyor

1389 NOKTADA SEÇİME GİREN TEK PARTİ SAADET PARTİSİ

Millet ittifakının içersinde olmadığınız halde neden sizce Erdoğan sizi içersindeymişsiniz gibi gösteriyor?

Sayın Cumhurbaşkanımız, ama Cumhurbaşkanımız derken de artık tereddüt etmeye başladı. Çünkü, Ankara Sokaklarına çıkıyorum, yarısı Mehmet Bey’in resmi yarısı Cumhurbaşkanının resmi, Düşünüyorum bu benim de Cumhurbaşkanımsa benim rakibimin yanında ne işi var. Öyle enteresan bir süreç yaşıyoruz ki tarifi mümkün değil.

AK Parti bu seçimi kutuplaşma üzerinden yürütüyor. Bu nedenle kendisi dışındaki herkesi bir pakete sokuyor. Bir partinin derdi yalnızca kendi tabanını birarada tutmak olmamalı herkesi kucaklamak olmalı. Herhalde ki herkesten umutlarını kestiler, tabanlarından da en rahat oy akabilecek partiyi partimiz olarak gördüler ki, bizi de toplum nazarında o paketin içersine dahil etmeye çalışıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Bir ülkenin yöneticisi yalan söyleyebilir mi?

Şu anda 13 parti seçimlere giriyor ve bu partiler içersinde 1389 noktada seçime giren tek parti Saadet Partisi. İktidar olduğu halde bir parti tek başına seçimlere giremiyor, Saadet Partisi tek başına giriyor. Bu yürek işi. Biz çok sabırlıyız ve bizim bu sabrımız onların iftirasını da yenecek, maddi gücünü de yenecek ve Saadet Partisi mutlaka hedefine ulaşacak.

AK Parti tek başına yönetmeye kalksa 2 yıl götüremez. Bitirdiler ülkeyi. ekonomik olarak da, sosyal hayatta da, dış politikada da bittik. Gitmez artık böyle.

Bazı illerde HDP’nin kazanmaması için Cumhur ittifakı lehinde çalışmalar yapıldı biliyorsunuz. İYİ Parti örneğin Iğdır’da bunu yaptı. Sizin böyle bir çalışmanız olacak mı?

Bizim hiçbir yerde çekilmek gibi bir planımız yok. Ama farklı partiler bizim adaylarımızı desteklemek için çekiliyorlar. Örneğin Şanlıurfa’da bir ilçede İYİ Partili aday ben Saadet Partili dayı desteklemek için çekiliyorum dedi yada başka yerlerde böyle oldu. Biz bundan memnuniyet duyarız.

Benim hedefim bu zaten. Ben bu ülkede AK Parti’nin de, CHP’nin de İYİ Parti’nin de HDP’nin de oyuna talibim. Bizim bu noktada Türkiye genelinde hiçbir beldede hiçbir ilçede başka bir partinin lehine çekilmemizi gerektirecek bir durum şu anda yok.

31 MART SONRASINI KONUŞMAK AK PARTİNİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEKTİR

31 Mart seçimlerinden sonra seçimin neticesine göre AKP’den ayrılacak, kopacak bir grubun Saadet Partisi’ne katılacağı konuşuluyor. Bu iddialara ilişkin neler söylemek istersiniz?

Bizde meşhur bir laf var olmamış olaya fetva verilemez diye. Bir de 31 Mart sonrasını konuşmak bence AK Parti’nin ekmeğine yağ sürmektir. Ben özellikle 31 Mart sonrasında yaşanma ihtimali olan olayları AK Partililerin bilerek konuştuklarını düşünüyorum. Kendi tabanlarını bununla korkutarak birarada tutmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Bizim konuşmamız gerek sadece 31 Mart’a kadar neler olacağı. Benim gördüğüm, hissettiğim, öngördüğüm her şey çok güzel olacak inşallah.