• Bir kölelik türü: Özel okul öğretmenliği
    08 Ekim 2019

    Mesleki hayali öğretmenlik olan fakat MEB tarafından atanmayan öğretmenlerin ikinci adresi konumundaki özel okullarda çalışma şartları köleliği aratmıyor. Çok düşük ücretlere uzun süreler çalıştırılan öğretmenler, özlük hakları ve güvenceden yoksun bir şekilde yaşamaya çalışıyor.

    Mobbing iş yaşamının bir parçası

    İstanbul’da bir özel okulda çalışan M.A. özel okul öğretmenlerinin yaşadıklarını 16 Punto’ya değerlendirdi. Mobbingin iş yaşamının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten M.A., “Yöneticiler bir eğitim kurumunu değil de şirketi yönetiyor gibi öğretmenler üzerinde baskı kuruyorlar. Mobbingi bir sosyal ilişki biçimi olarak kullanan pek çok yönetici konuştuğu kişinin bir eğitimci olduğunu unutuyor. Mesai bitiminde sadece fiziki ve mental bir yorgunluk yaşamıyorsunuz. Aynı zamanda duygusal anlamda da yıpranmış bir şekilde eve geliyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Asgari ücrete sigortasız öğretmenlik

    Sektörün özellikle yeni mezunlar için zor olduğunu belirten M.A., “Kamudaki maaş miktarlarını bilerek özel bir okulla iş görüşmesi yapmak gerçekten travmatik bir durum. Size asgari ücret veya asgari ücretin çok az yukarısında bir maaş teklif ediyorlar. Bunun karşılığında haftada 6 gün her şeyinizi o kuruma vermenizi istiyorlar. Tek bir öğrenci için 30 bin ile 50 bin arasında değişen kayıt ücretleri alan okulların bu maaşları eğitimcilere vermeleri gerçek anlamda modern köle çalıştırmak” dedi.

    Yeni öğretmen sirkülasyonu ile sistem ayakta duruyor

    Pek çok öğretmenin ilk yıl sigortasız çalışmak zorunda bırakıldığını belirten M.A., “Sektörde doğru düzgün maaş alabilmeniz ve sigortanızın yatması için 2-3 yıl boyunca kurumun her ihtiyacını sesinizi çıkarmadan, tüm mobbinglere katlanarak yerine getirmeniz gerekiyor. Ancak bu zorlu sürecin sonunda maaşınız daha insani boyutlara geliyor. Fakat pek çok insan doğal olarak bu şartlara 1 seneden fazla katlanamıyor. Bu nedenle sürekli sirkülasyon oluyor. Her yıl, düşük maaşla çalıştırabilecekleri yeni öğretmenler buluyorlar. Her kurumda 4-5 tane iyi maaş alan, şartları görece iyi öğretmen oluyor. Kalan 20-30 öğretmen bahsettiğim kölelik şartlarında çalışıyor ve bu okulları ayakta tutuyor” ifadelerini kullandı.

    Maaş standardı yok

    Özel bir anaokulunda çalışan Y.E. ise sektörde belirli bir maaş bareminin olmadığını söyledi. Yöneticilerin masrafları kısmak adına inisiyatif alarak maaş belirlediğini söyleyen Y.E., “Yakın zamanda şehir değiştirdim. Bir kurumun Ankara şubesindeki iş görüşmesinde bana, sektördeki 2 yıllık tecrübemden dolayı 3 bin 200 lira maaş teklif edildi. Aynı kurumun İstanbul’daki şubesi ile aynı hafta içinde yaptığım görüşmede bana 2 bin 500 lira teklif edildi. İstanbul’da ulaşım ve barınma daha pahalı ama maaşın bu şekilde olması, yönetici tarafından ‘burada piyasa böyle’ şeklinde açıklandı” dedi.

    Mesai bitmiyor

    Okulların bu durumunun velileri de etkilediğini söyleyen Y.E., “Veliler kendilerini müşteri olarak görüyor ve bir tüketici gibi davranıyor. Örneğin çocuğunun okulda yaşadığı basit bir sorun için beni mesai saatlerimin dışında arayabiliyor. Bu hakkı kendisinde görüyor. Çünkü bunun için tomarla para vermiş. Bunun karşılığında çocuğunun asla sorun yaşamaması gerektiğini düşünüyor. Yaşıyorsa da ‘Parasını verdim o öğretmen günün her saati benim hizmetimde olmalı’ diyor. Ben gece 11’e kadar velilerle çocuk hakkında konuştuğumu biliyorum. Bu insani değil. Tüm hayatınızın iş olması insani değil” ifadelerini kullandı.

    Hak gaspı en üst seviyede

    Özel okullardaki ilk yıllarında sigorta sorunu ile karşılaştıklarını belirten eğitimciler, izin almanın ise neredeyse imkansız olduğunu söylüyor. Yöneticilerin, ölüm gibi acil durumlar dışında izin vermediğini söyleyen Y.E., “Hasta hasta defalarca okula gittiğimi hatırlıyorum. Zaten yıllık izin konusunu açmak bile bir gerilim konusu. Verdikleri komik ücretlerin yanında kötü çalışma koşulları ve bu tarz hak kayıplarını koyduğunuzda, özel okul öğretmenliği gerçekten mantıklı bir iş değil. Mesela devlet her yıl öğretmenlere belirli bir miktar kırtasiye katkısı yapıyor. Özel okul bunun bir kısmına el koyuyor. Neden koyduğunu açıklamayı bırakın, sözleşmede bunu kendileri veriyormuş gibi bir lütuf şeklinde belirtiyorlar. Halbuki bu devletin her eğitimciye yaptığı bir katkı. Aslında okul bunu bizden gasp ediyor. Bazı okullarda tamamına el konduğunu da duydum” dedi.

    Tazminat ve işe iade davası açma hakkı yok

    Özel okulda çalışan öğretmenlerin büyük bir kısmının tazminat ve işe iade haklarından yararlanamadığını belirten M.A. ise, “Çalıştığım kurumda, yeni mezun çok fazla insanı ucuza çalıştırıp memnun olmadıklarını tazminatsız olarak işten çıkardıklarına çokça şahit oldum. Meslek hayatının hemen başındaki insanlar, sektörde isimleri kötü anılmasın diye tazminatsız işten çıkmayı kabul ediyorlar” dedi.

    MEB el atmalı

    16 Punto’ya konuşan iki eğitimci de konunun Milli Eğitim Bakanlığı tarafından acilen ele alınması ve öğretmenler lehine çözülmesi gerektiğini savunuyor. Yıllardır ücret alamayan, sigortası yapılmayan pek çok öğretmenin MEB’e ve son dönemde de CİMER’e şikayet ettiğini söyleyen M.A., “Ancak bu şikayetlerin hiçbirinde geri dönüş alamadık. Kendisi de bir özel okul patronu olan Ziya Selçuk’un bu konuda bizim lehimize bir karar çıkartacağını pek düşünmüyorum” dedi.

    MEB ne yapıyor?

    Milli Eğitim Bakanlığı ise bu konuda öğretmenler tarafından çok fazla dile getirilen şikayetin olduğunu ve konuyu çözmek için çalışmalar yapıldığını açıklamıştı. Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin MEB kaynaklarından aldığı bilgiye göre, Uzun süredir üzerinde çalışılan öğretmenlik meslek yasası ile öğretmenler için devlette ve özelde belirli standartlar getirileceği, bu standartların altında öğretmen çalıştıran kurumlara yönelik ciddi yaptırımlar öngörüleceği, denetimlerin de düzene bağlanmasının hedeflendiği öğrenildi.