Bakanlık ‘tesettüre farzdır’ demeyeni kafir ilan etti

Yazar Aydın Tonga, tesettürle ilgili sözleri nedeniyle İlahiyatçı Cemil Kılıç hakkında suç duyurusunda bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitabındaki hükümleri köşesine taşıdı.

Tonga, Odatv’de yayınlanan yazısında Anadolu İmam Hatip Liseleri’nde okutulan Akaid kitabında tesettürle ilgili verilen ‘bilgiyi’ yazdı.

Yazı şöyle:

Geçtiğimiz günlerde akademisyen, yazar Ayfer Karakaya Stump ile keyifli bir sohbetimizi oldu. Din ve insan ilişkisini daha çok, insanın dine yönelimi/kavrayışı bağlamında ele aldı Ayfer hoca ve nihai olarak durduğu noktayı şöyle tanımladı: “Herkesin Tanrısı kendine benzer”

Oldukça önemli ve bir o kadar da düşündürücü bir sözdü bu. Nihai olarak biz, hepimiz, muhatabımızın kimliğinden, kişiliğinden duruşundan bağımsız olarak dini anlatıları bile dinlemeyiz. Zira karşımızdaki kişinin güvenirliği, yaşam karşısındaki takındığı tutum, eylemleri önemlidir; bu önem bizi kişinin anlattığı dine ve sonrada onun Tanrı’sına götürür. O kadar ki, ünlü Fransız düşünür yazar Jean Paul Sartre’ın bu yalın gerçekliği ifade etmek ve muhatabın önemini anlatmak için bir yerde şöyle söylediği ifade edilir: Ben bir Tanrıya inanmıyorum ama inansaydım eğer bu Şeriati’nin Tanrısı olurdu.

Dolayısıyla yalnızca din değil herhangi bir konuda anlatıcının yaşamda koyduğu pratik bizi başka yaşamlarla buluşturma yolunda önemli bir referanstır. Bu elbette muhataptan bağımsız olarak dini bir metin olmadığı anlamına gelmez. Lakin bu gerçeklik muhatap öznenin önemini ortadan kaldırmaz; en nihayetinde dini metinlerin aktarımı ve yorumlanışı insanların içinde bulunduğu kültür, siyaset ve ekonomik ilişkilerden azade olarak vücut bulmaz.[1]

Şimdi size muhataplıklar bağlamında bir davadan ve sonrasında muhataplardan birinin sahip çıktığı bir kitaptan bahsedeceğim.

İlahiyatçı yazar Cemil Kılıç’a açılan o davada, soruşturmaya gerekçe olarak öne sürülen sebeplerden biri de Kılıç’ın kullandığı şu ifadeler olmuştu: “Başını kapatmaktan vazgeçen kadınlara yönelik saldırgan ve suçlayıcı tutum kesinlikle İslami değildir. Başörtüsü İslami bir gelenektir, ilahi bir emir değil.” İddianameye göre Kılıç’ın kullandığı bu ifadeler de “halkın bir kesimini sosyal sınıf, din, mezhep, cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçuna giriyordu. Şikâyeti yapan ise Milli Eğitim Bakanlığı idi.

ESAS SORUN BU GALİBA

Şimdi geçelim kitaba ve onun içindeki sözlere. Kitabı yayınlayan yine Milli Eğitim Bakanlığı. Anadolu İmam Hatip Liseleri’nde okutulan Akaid kitabına göre tesettürü farz, yani Allah’ın kesin emri olarak kabul etmeyen kimse kafir oluyormuş. İsterseniz ben size metnin tamamını aktarayım: “Mesela namaz ve tesettürün farz olduğunu inkar eden; içki, faiz ve rüşveti helal sayan;meleklerin ve cinlerin varlığını kabul etmeyen kimse kâfirdir.” Peki,kâfir olunca ne oluyor? Kitap bu soruya da şöyle cevap veriyor: “Bir insan kafir olarak ölürse ahiretteki yeri ebedî cehennemdir.”[2]

Kafir olmanın yaptırımları yalnızca öte dünya ile ilgili değil tabi. Yaşarken de yaptırımlarla karşılaşabilirsiniz. Örneğin dine inandığınız halde dinden dönerseniz (mürted) egemen dört mezhep de sizi ölüme mahkum eder. Bu anlamda Halife Ebubekir döneminde Müslüman olduğu halde zekat vermeyenler mürted hükmünde sayılmış ve öldürülmüşlerdir. Dolayısıyla kafir bir sözden çok daha ötesidir; tarihi olarak bu böyledir, yarattığı etki, gerilim ve hüküm nedeniyle yaşanan sonuç budur. Bu sonuç aynı zamanda “halkın bir kesimini din farklılığına dayanarak aşağılama suçuna”girer mi, onu ayrıca ele almak gerekir. Fakat gördüğümüz şu ki, Cemil Kılıç’ı bu suçtan dolayı şikayet eden Milli Eğitim Bakanlığı, kendi yayınlarında Müslüman olduğu halde tesettürü farz kabul etmeyen birine kafir diyebiliyor. Esas sorun bu galiba.

İKTİDAR BUNU EMREDER

Sorun, etkileri itibariyle kimseye zarar vermeyen, sorumluluk olarak da yalnızca kendini bağlayan sözlerin mahkeme koridorlarına havale edilmesi, öte taraftan kamuyu temsil eden ve sonuçları da tüm topluma yansıyan sözlerin kitap olarak yayınlanmasıdır. Sorun, egemen olanın her koşulda haklı ve dolayısıyla güçlü olması, eleştirilere, farklı düşüncelere tahammül edememesi ve gittikçe otoriter bir yapı haline gelmesidir. Üstelik bu yalnızca bir dönemin, bir alanın sorunu da değildir; bu esasında kadim bir iktidar sorunudur. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarında tesettüre farz demeyeni rahatlıkla kafir ilan edebilir lakin siz bu duruma karşı çıkamazsınız. İktidar bunu emreder çünkü.

İlahiyat Profesörü Beyza Bilgin bir röportajda şöyle der: “..Örtünme o dönemin ihtiyacına göre ortaya çıkan bir güvenlik meselesidir. Bunlar hiç göz önünde tutulmuyor ve Allah’ın emri diye yansıtılıyor. Bin yıldır Allah’ın emri dendi kadınlara. Kadınlar da kızlarına gelinlerine aynı şeyi söyledi. Allah niçin emreder. Allah’ın emri sizin aksini yapamayacağınız şeylerdir. Mesela güneşe hükmedemezsiniz. Bu sizin iradenize bağlıdır. Ve o iradeyi kullanarak gereken yerde örteceksiniz.”[3]Beyza hocanın görüşlerine katılır ya da katılmazsınız kişisel olarak benim de burada muradım bir görüşü öne çıkarmak ya da desteklemek değil. Lakin unutmamak lazım, eleştirel yada farklı görüşlerin baskılanarak susturulması, egemenlerin kurduğu iktidar dilinin ilelebet hakim kılınması ile ilgili bir eylemdir, konuşan öznenin aktardıkları ile ilgili değil. Bu bağlamda yazımızı Ali Şeriati’nin bir sözü ile noktalayalım: “Sadece devletin konuşma hakkında sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın”.

Selam olsun.

[1] Aydın Tonga, Derin İslam, Doğu Kitabevi.

[2]Anadolu İmam Hatip LisesiAkaid, s.36. MEB yayınları, 2018.

[3]https://www.haberturk.com/yasam/haber/76927-ortunmek-allahin-emri-degil