Bahattin Yücel yazdı | Bir tarihsel dönemeç olarak 27 mayıs 1960

Menderes ve iki arkadaşının Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın ’in idamlarının üzerinden tam 58 yıl geçmiş. 

Hazin ve ders alınacak bir drama benzeyen Menderes’in hayatını –neredeyse- kitap yazacak kadar araştırırken, zafer coşkusu ve hüznün bir arada ve ne kadar yakın olduklarını görünce irkilmemek elde değildi. 

Ancak  27 Mayıs 1960, DP iktidarının demokratik yönetiminin, aniden gelişen bir askeri darbe ile alaşağı edilmesi olarak açıklanmayacak kadar farklı bir tarihsel dönemeçtir.

DP 10 yıllık iktidarı boyunca 2. Dünya Savaşı sonrası Uluslararası konjonktürden olumlu etkilenen ekonomi politikasını elde edilen kaynakları üretim yerine, ithalata dayalı büyümeye odaklamıştı.

Bu süreçte ortaya çıkan geçici bolluk ve Kore Savaşının tarım ürünlerine olan talebi tetiklemesi ile fiyatların yükselmesi kalıcı bir olgu sanılmış, daha kötüsü sanal başarının DP Yönetiminin tutumundan kaynaklandığı varsayılmıştı. En azından DP Kadroları bu kanıdaydı.

Ekonomi 1957 yılından başlayarak çıkmaza girerken, Menderes’in meydanlarda tek parti döneminin baskıcı yanlarını eleştirirken kullandığı demokrasi temalı söylemleri, yükselen muhalefeti sindirmeyi amaçlayan baskıcı bir içerik kazanmaya başlamıştı.  

DP’nin İktidarı bırakmak niyetinde olmadığı muhalefete “devri sabık yaratılmasına fırsat vermeyeceğiz” sözleri ile açıklanıyordu.

1950 yılına kadar sol ile temasını kesmeyen Menderes yönetiminin, NATO’ya girişten hemen sonra Anti-Sovyet görünmek kaygısıyla gerçekleştirdiği “1951 Tevkifatı” ve sola karşı ABD’deki Senatör Mc Carty’i bile aşan acımasızlığı, ülkeyi ileri karakol haline dönüştüren politikalarını yıllarca belleklerden silemedi.

İktidarı boyunca CHP’nin devlet bürokrasisi üzerindeki etkinliğinden çekinen Menderes, Nurcular başta sivil olduğuna inandığı tarikatlardan alternatif  güç üreterek iktidarını koruma çabasındaydı.

Menderes Ortadoğu’da Batı çıkarlarını savunan, Cezayir’in bağımsızlık hareketine karşı çıkan, Baas iktidarı olasılığı karşısında Bağdat Paktı- sonra CENTO- adına Suriye’yi işgale kalkışacak kadar Batı daha doğrusu ABD yanlısıdır.

Beklediği ekonomik desteği alamayınca bu kez yönünü Sovyetlere çevirir.
Ama içerideki muhalefetin yükseldiğini fark eden ABD’nin başka ittifaklara yönelebileceğini hesaplamakta geç kalmıştır.

İnönü fobisi Menderes iktidarına hata ütüne hata yaptırır. 

Atatürk’ün silah arkadaşı ve Milli Kahraman kimliğiyle saygı gören İsmet Paşaya karşı düzenlenen planlı saldırılar ve sonunda Mecliste kendi çoğunluğunun oylarıyla seçilen, Tahkikat Encümenindeki DP Milletvekillerine yargılama yetkisi verilmesi, kaldırılan dokunulmazlıklar, hapse atılan milletvekilleri ve gazeteciler DP iktidarını kurtarmak yerine çıkmaza sokmaktadır.

Menderes 26 Mayıs 1960 günü Eskişehir’de hatasını anladığını gösteren önemli açıklamalarda bulunur. 

Ankara’ya dönüşünde muhalefet lideri İnönü’den görüşme talep edeceğini ifade ederken,  hakkında kullandığı sert ifadelerin sansürlenmesini talep eder ama artık çok geçtir. Eskişehir’den telefonla ulaşamadığı 1.Ordu Komutanı Org. Fahri Özdilek’e bu isteğini iletmeye çalışırken, aynı saatlerde darbenin başladığından habersizdir.

26 Mayıs 1960 günü Eskişehir’in tanık olduğu belki de en kalabalık mitingin ardından bir gün sonra aracı 27 Mayıs’ta Eskişehir-Kütahya yolunda durdurulan Menderes, nazikçe Kütahya Valiliğe götürülür. 

Valinin odasında beklerken kendisini Ankara’ya götürmek üzere emir aldığını söyleyen  Albaya ilk sorusu; “suçum nedir” olur. 

Uzun yıllar boyu süren bu tartışmanın her yıl yeniden gündeme gelmesinin, demokrasi kültürümüzün eksikliğinden kaynaklandığına kuşku yoktur. Kaldı ki hiç bir gerekçe askeri bir darbeyi ve siyasetçilerin adil olmayan mahkemelerde yargılanmalarını ve üstelik idam edilmelerini haklı göstermez.