• “AKP, ideolojisine uygun bir kent yarattı”
    08 Kasım 2019

    Röportaj – Bağdaş Çetin

    Şehir Plancıları Odası tarafından Dünya Şehircilik Günü dolayısıyla düzenlenen kolokyumda basın ödüllerine layık görülen gazeteci Rıfat Doğan, 16 Punto’nun sorularını yanıtladı.

    İktidarın şehircilik ve kent politikasını eleştiren Doğan, “Kent paydaşlarının söz sahibi olmadığı kent yönetimi, maalesef şehirlerimizi felakete sürüklüyor” dedi.

    Dünya Şehircilik Günü’nde Türkiye’de kentlerin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    – Dünya Şehircilik Günü ne yazık ki hem dünyada hem de bizde sadece bir gün. Özel olarak ülkemizde ne yazık ki Karadeniz’de HES’ler, Akdeniz bölgesinde daha yoğun olmak üzere taş ve mermer ocakları, Marmara bölgesinde daha yoğun olmak üzere yapımları büyük oranda biten 3. Havalimanı, 3. Köprü ve proje halindeki Kanal İstanbul ayrıca Kazdağları bölgesindeki metal madencilik faaliyetleri hem kentlerimizi hem de doğamızı büyük oranda geri dönülemez şekilde tahrip etmiş durumda. Buna sayısız örnek verebiliriz ancak en bilinen örneğiyle HES’lerin yarattığı tahribatı kuruyan derelerde ve aşırı yağış sonucu yaşanan sel facialarında görebiliriz. Aynı şekilde Akdeniz’de taş ocakları nedeniyle dünyanın en iyi meyvelerinden biri olan finike portakalı üretilemez halde.
    Yaşadığımız kent olan İstanbul ise uzun yıllardır siyasi iktidarların hep bir şekil verme mekanı oldu. AKP döneminde kentin tarihi ve kültürel dokusuna indirilen inşaat kazması, belki de kentin önümüzdeki çok kısa süre sonraki geleceğini derinden etkileyecek. Kentsel dokunun bu kadar yok edildiği bir İstanbul ne yazık ki sel görüntülerinin daha fazla yaşandığı, trafik kaosunun hiç bitmediği bir kent haline gelecek. Deyim yerindeyse yaşadığımız bu kent kendini tüketen bir şehir haline geldi. İstanbul için konuştuğumuz deprem olasılığını göz önüne getirin, inşaat nedeniyle her boşluğun dolduğu bu şehirde kaçış noktamız dahi yokken, sağlıklı bir planlanmadan bahsetmek mümkün değil.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul’a ihanet ettik” demişti. İstanbul’a nasıl ihanet edildi?

    – İhaneti sanırım saymakla bitmez ancak kanımca ihanet edilmedi, AKP iktidarının hem ideolojisine hem de siyasetine uygun bir kent yaratıldı. Bu anlamıyla bir ihanetten değil olsa olsa onlar adına bir gururdan bahsetmek gerekiyor. Öyle ki İstanbul’a ihanet ettik diyen Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla çıkan onlarca kararname ve yasayla bu kentte gökdelenler dikildi, mega projeler hayata geçirildi. 3. Havalimanı ve 3. Köprü onun eserlerdir. Kanal İstanbul’u İstanbul’a dayatan yine kendisidir. İBB’nin yetkisindeki Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nü yine kendisine bağlamak isteyen Cumhurbaşkanıdır. Deprem toplanma alanı olarak da kullanılan Ali Sami Yen’in arazisine dikilen Torun Center’in sahipliğine baktığınızda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile arkadaşlığını görürsünüz. Zeytinburnu’nda Süleymaniye silüetini dahi bozan 3’lü gökdelene baktığınızda yine yakın akraba ve dostluk ilişkilerini görürsünüz. Bunlar bu kente yapılmış en büyük ihanetlerden sadece bir kaçıdır ve daha onlarcası vardır.

    Sonuçları ne oldu?

    – Sonuç kent adına tam bir yıkım. Kentin asla kuzeye doğru açılmaması kentin anayasası olan çevre düzeni planında yazarken, bu hiçe sayılmış ve bugün onlarca su kaynağı ve orman ekosistemin yaygın olduğu kuzey bölgesi yapılaşmaya açılarak kent nefes alamaz hale gelmiştir. Kent içindeki hava koridorlarının çalışmamasının en büyük nedenlerinden biri onları kesen gökdelenlerdir. Bunların büyük bir bölümü ise AKP döneminde yapılmıştır. Nitekim yoğun bir imarlaşma hareketi, plansız şehirleşmeyle birlikte altyapı çökmüş ve bugün söz konusu altyapı işlemez haldedir. Her yağmurda kentin aciz bir görüntü veriyor olması son yıllardaki bu inşaat ve mega projelerinin bir sonucudur.

    Şehirlerin geleceğinde kentin paydaşları, sahipleri yer alabiliyor mu?

    – Bugün tek merkezde toplanmış bir yetki ve karar söz konusuyken, kentin paydaşlarının ne yazık ki söz sahibi olduğunu söylemek çok zor. Bunun en açık örneği yıllarca ulaşım istasyonu olan Haydarpaşa Garı’na ait yapıların özelleştirmesinde gördük. Başından yanlış olan bu ihale, kentin paydaşlarının bütün itiraz ve tepkilerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlunun vakfının eski yöneticisine teslim edilmiştir. Kent paydaşlarının ne yazık ki söz sahibi olabilecekleri ağlar, meclisler veya başka yapılar da yok denenecek kadar azdır. Bu yapıların eksikliği, kenti yönetenlerin elinde adeta bir koza dönüşmüş ve alınan kararlara dönük denetimsizliğin önünü açmıştır. Kararların denetlenebilir, sorgulanabilir ve şeffaf olması bu kentin gerçek sahiplerinin yönetime paydaş olması ve denetlemesiyle mümkündür.