12 Eylül 40. yaşına yaklaşıyor: Petrol, Kıbrıs ve ABD kontrolü

Askeri Darbenin üzerinden tam 39 yıl geçti. 

Türkiye’nin 24 Ocak 1980 tarihinde Turgut Özal’ın adıyla özdeşleşen serbest piyasa ekonomisine geçişinin ikinci ve kanlı adımının yıldönümüdür 12 Eylül. Askerlerin iktidara doğrudan el koydukları, önceki darbeden 20 yıl sonra ikinci aşamaya geçildiği gündür.

Ülkede terör ve o zamanki söylemle anarşi bahane edilerek, 1961 Anayasasının tanıdığı geniş demokratik haklardan, 1971 darbesinin ardından geride kalanların tümünün silahla müsadere -zorla geri alındığı- edildiği tarihtir. 

Doğrusu 12 Eylül; bir iç çatışmayı önlemek ya da darbeci generallerin o günlerde dillerinden düşmeyen, “kardeş kanı dökülmesini” engellemenin çok ötesinde bir tasarımın hayata geçirilmesidir. Son derece ayrıntılı düşünülmüş ve planlanmış, Doğu Akdeniz’in siyasal haritasını yeniden çizmeyi  amaçlayan, kapsamlı bir tasarım olduğu gerçeği görülmeden, dünü ve bugünün sorunlarını çözümlemek söz konusu değildir.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş

1967’de başlayan Arap-İsrail Savaşları dizisinin 1973 yılındaki ikincisinden sonra, varili 2 dolar olan petrolün 1974 yılında ortalama 9 dolara yükselmesi, İran’daki rejim değişikliği ardından  33 doları bulmasının gelişmiş sanayi ülkeleri ekonomilerini bile güç duruma düşürdüğü ortadadır. 

Bu süreçte enerji kaynaklarının yeniden ele geçirilmesinin ne denli önemli ve bazı ülkeler açısından zorunlu hale geldiği gerçeği göz ardı edilemez.

Belli ki, bir yerlerde İsrail’in desteklenmesi ve Ortadoğu’da dengelerin değişmesi kararı verilmişti.

Bu denklemde Türkiye çok önemliydi..

ABD ile yapılan gizli anlaşmaların  İttifakın diğer üyelerinden bile gizlendiği bu ülkenin Nato’dan çıkması ya da iktidarın sivillerin elinde olmasına izin verilemeyeceği bir döneme girilmiş olmalıydı.. 

ABD açısından Türkiye’yi askeri darbeye götürmek en kestirme çözüm olarak görülmüş olmalıydı.

Bu arada bölgedeki gelişmeler Sovyetler Birliği tarafından da farklı değerlendirilmeye başlanmıştı. 

Onlar da boş durmuyorlardı. 

Sonradan ülkenin başına geçecek olan dönemin Başkanı Andropov’un yönetimindeki KGB,  Orta Doğu’da özellikle Filistin’de kendilerine yakın grupları operasyonlarında kullanmaya başladılar. 

Ecevit ve Kıbrıs

Bu ortamda kendi iradesiyle Doğu Akdeniz’in en stratejik adası konumundaki Kıbrıs’a çıkan, dengeleri alt üst eden Türkiye’nin, İran’daki rejim değişikliğinden  sonra Batı’dan ayrılmasına izin verilemezdi.

Artan petrol fiyatları, ekonomideki bilgisizlik ve romantizmiyle Ecevit’in güçsüz hükumetini giderek çıkmaza sokuyordu. 

Türkiye’yi kendi saflarında tutmak isteyenler için ülkede düşmanlıkları körükleyen bir çatışma ortamı yaratılmalıydı.

Bir yanda kendi içinde gruplaşarak provokasyonlara açık hale gelen sol, öte yanda MHP üzerinden Milliyetçiler ve Milli Görüşçüler, ideolojilerini hayata geçirmek umuduyla hareketlenmişlerdi. 

Üstelik solun 1 Mayıs 1976’da Taksim’deki güçlü kitle gösterisi birilerini ürkütmüş olmalıydı. Üzerinden bir yıl geçince, 1977 de -kanımca- artık kurguya dahi gerek kalmadan iç çatışma aşamasına geçilmişti.

Çatışmaların ileriye dönük planlandığını gösteren başka gelişmeler de yaşandı. 

Çorum ve Kahramanmaraş’ta Alevilere yapılan saldırılar, failleri kuşkulu siyasal cinayetler de gündemdeki yerlerini alınca, sıra  kurtarıcılara ya da dönemin ABD Başkanı Carter’a söylendiği gibi “bizim çocuklara” gelmişti.

Ecevit süreç içinde Kıbrıs başarısını unutturacak kadar kötüleşen yönetiminin sonucunda ilk yerel seçimlerde ağır bir yenilgi sonucu iktidarı kaybetmişti. 

Ama Demirel’in azınlık hükumeti kurarak iktidara gelmesi de Amerikalıları tatmin etmemiş olmalıydı… Ülke tarihinin en kanlı darbesi gerçekleşti.

12 Eylül Türkiye’nin Batı ya da daha doğru bir tanımla ABD tarafından tam kontrol altında tutulma sürecinin başlatıldığı ama ülkede Batı değerlerinin ortadan kaldırıldığı günün yıldönümüdür.

Haini bol verimli topraklar!

Üzerinde yaşadığımız coğrafya, dünyanın en bereketli topraklarını bünyesinde barındırır. İnsanlık tarihi boyunca bu topraklar, her türlü doğal afetlere, büyük savaşlara, insan eliyle yapılan tüm yıkımlara...

The Last Czars: Son çarlar

Evet, tüm teknolojik gelişmeye sınırsız internete ve Netflix’e rağmen bugün Türkiye Cumhuriyeti vasat bir monarşiyle sınanmaktadır.

Biz bizi beğenmeyiz!

Cehennemde sıra-sıra kazanlar! Altlarında ateşler yanıyor, her kazanda çeşitli milletlerden cehennemlik insanlar. Amerika kazanı, Rus kazanı, Çin kazanı, Japon kazanı vs.. Her kazanın başında da...